2. BÖLÜM
Yazar: Zeynep_N

Atlas Ayhan Kapının açılmasıyla abimin yeşil gözlerinin bizi bulması bir olmuştu. Poyraz mutfak kapısında, ben ise koridorda donmuş vaziyetteydim. Bu kadar abartmaya gerek olmadığını düşünenler olabilir ama abimin öyle bir etkisi vardı ki, daha erken gelebilmek için otobüs beklemektense eve kadar koşmuştuk. Abimin bakışları önce bana döndü, ardından Poyraz’a. İkimizi de kısık gözlerle süzerken bizim nefes nefese kalmış halimizi fark etti. “Ne oluyor? Niye maraton koşmuş gibisiniz?” Bize sorularını sorarken ayakkabılarını çıkarmıştı ve içeri girerken fırlatırcasına çıkardığımız ayakkabılarımızı da düzelterek eve girmişti. Sorduklarına cevap vermeyince kapının önünde dikilip ikimize bakmaya devam etti. Anlamsızca bakışırken eğer şimdi Poyraz konuşmaya başlarsa saçmalayacağını bildiğim için masum bir şekilde sırıtmaya çalışıp konuştum. “Bir şey olmadı abicim. Ne olabilir ki?” Ben de Poyraz’dan pek farklı sayılmam galiba. Abimin yeşilleri bana kilitlenirken “Abicim?” dedi söylediğim kelimeyi vurgulayarak. Tam o an Poyraz’la göz göze geldiğimizde yutkunduğunu duydum. Abim devam etti. “Siz ikiniz, yalnızca bir halt çevirdiğinizde ya da bir şey isteyecekseniz abicim dersiniz. Ne oldu hemen dökülün.” Doğru söylüyordu. Küçükken ona bir şey yaptırmanın en kolay yolu abicim kelimesini kullanmaktı. Bu kelimeyi söyleyince hemen yumuşar, bize kıyamazdı. Ama biz büyüdükçe sanırım bu kelime işlevini kaybetmişti.. Birkaç adım atıp mutfağa doğru yaklaştığında Poyraz lafa atladı. “Abicim gerçekten bizim bir suçumuz yok. Ek dersimiz vardı, tamamen unutmuşuz. Eve erken gelemedik, yemekte-” O sözünü tamamlayamadan Çınar abim çoktan mutfağa girmişti ve ne tezgahta ne de masada hiçbir şey yoktu. Yavaşça başını bizden tarafa çevirirken Poyraz’da mutfak kapısından uzaklaşmış, benim yanıma gelmişti. Birkaç saniye konuşmadı ve onun sessizliği çok daha ürkütücüydü. “Ek dersiniz yok bugün.” dedi emin bir şekilde. “Programlarınızı ezbere biliyorum.” Poyraz normalde çok iyi bir yalancıydı. Ben yalan söylemeyi beceremezdim, vücut dilim anında kendini belli ederdi. Ama ikizim yalan söylerken muhteşem bir oyuncuya dönüşüyor, herkesi yalanına ikna edebiliyordu. Fakat bu seferki yalanı elinde patlamıştı. “Tamam,” dedi abim. Gözlerini kapatıp derin bir soluk alırken burun direğini sıkmıştı. Gözlerini açıp yeşillerini tekrar bize dikti. “Yine bir şey yaptınız ve eve geç geldiniz. Buna artık alışmam gerekirdi aslında.” Siz iflah olmazsınız bakışları atıyordu bize. “İşten çıktığımda dedim ki, ‘Bugün beni şaşırtsınlar. Tüm gün öldüm, bari evde güzelce yemek yiyebileyim.’ Ama işte sonuç ortada, ben daha ne yapabilirim ki akıllanmanız için?” İkimizden de çıt çıkmıyordu. Halının desenlerini incelerken köşedeki lekeyi de fark etmiştim bu arada. Ben bunu düşünürken abimin sesi tekrar koridoru doldurdu. “Poyraz.” Poyraz başını kaldırıp ona baktığında bende başımı kaldırdım. Abim avucunu açıp Poyraz’a uzattı. “Telefonunu ver.” “Ne?” dedi Poyraz dehşetle. “Telefonunu ver, gece yatana kadar bende kalacak.” Abim durup bir süre düşündü. “Hatta sabaha kadar bende duracak. Sen şimdi gece telefonu verirsem uyumazsın.” Verdiği cezanın keyfiyle gülümsedi. Poyraz ise ağzı açık kalmış bir şekilde ona bakarken ben gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Gülersem daha fenası bana olurdu, gülmemeliydim. “Abi! Abi olmaz, ne alaka ya? Abicim telefonum olmaz, lütfen!” Poyraz, Çınar abime yalvarırken abim elini açıp kapattı. Yalvarmanın bir işe yaramayacağını anlayan ikizim ise arka cebinden telefonunu çıkarıp neredeyse eli titreyerek abimin eline bıraktı. Abim telefonu alıp kendi cebine koyarken tam Poyraz’a bakıp sırıtacaktım ki, “Atlas.” diyen sesiyle gülümsemem dudaklarımın ucunda dondu ve gözlerim ona döndü. “Bugün yatana kadar bizimle, salonda oturacaksın.” Sözler kulağıma ulaşırken dünyanın geri kalanı yok oldu- Tabi o kadar abartmaya gerek yokta, yine de başımdan aşağı kaynar suların döküldüğünü hissedebilmiştim. “Ne demek salonda sizinle oturacağım?” Abim bana baktı, ardından koridoru…