1. BÖLÜM
Yazar: Zeynep_N

Poyraz Ayhan “Selam Poyraz!” “Naber?” “Haftaya yapılacak partiye geliyorsun değil mi?” Koridorda gördüğüm herkes selam verirken bazıları ise partileri soruyordu. Herkese gülümserken iki adımda bir durup birileriyle sohbet ediyordum. Şimdi de o anlardan birindeydim. Arkadaşlarla gülüyor, konuşuyorduk. Ta ki arkamdan bıkkın bir ses gelene kadar. “Poyraz.” Ah tabi. İkizim. Atlas. Bilerek ona dönmezken bu sefer de omzumdan dürtünce göz ucuyla baktım. Yine o ela gözleri bıkkınlıkla dolmuş, beni boğmamak için zor duruyormuş gibi bakıyordu. Ona baktığımı görünce “Derse geç kalıyoruz.” dedi sinirle. “Sen git.” diye onu geçiştirdiğimde koridor da boşalmaya başlamıştı. Tam yeniden burada kalanlarla sohbete dönüyordum ki birinin kolumdan tutup çekiştirmesiyle bir anda kendimi koridorda, dersin yapılacağı amfiye yürürken buldum. “Ne yapıyorsun ya?” Bende sinirle Atlas’a döndüğümde onun umursamazca yürüdüğünü gördüm. “Hep böyle yapıyorsun. Senin yüzünden sürekli derse geç kalıyoruz.” “Sen gitsene lan o zaman, ben belki geç kalmak istiyorum?” “Sen geç kalınca ve öğretmenler bunu abime bildirince abim beni de azarlıyor çünkü.” Cevabını duyduğumda korku kanımda dolaşmaya başlamıştı. Bizden 6 yaş büyük abimiz. Çınar. Sert, asabi ve çoğunlukla sinirli biriydi. Bize çoğu meselede kıyamazdı ama azarları ve verdiği cezalar korkunçtu. Ah, şu an anne babamızı merak ediyor olmalısınız, değil mi? Annem, Selin Ayhan. Sosyete de oldukça tanınan, yeşil gözleriyle nam salmış, para için her şeyi yapabilecek Selin Ayhan. Babam, Onur Ayhan. Ünlü iş adamı, sert mizacı ile bilinen, hırslı Onur Ayhan. İkisine de ebeveyn demek, başka ailelere hakaret olabilirdi. Abim, Çınar, 18 yaşına girdiğinde babamla yaptığı tartışmalar, ona baş kaldırmaları, babamın onu bastırma çabaları sonucunda evden ayrılmıştı. Ardında 12 yaşındaki ben ve Atlas’ı bırakmayı hiç istememişti ancak eğer o an gitmezse hiçbir zaman kurtulamayacaktı. Bizi bırakmak zorunda kalmış, 6 yıl sonra, biz de 18’e girdiğimizde yanına almıştı. Şu an abim 9, biz ise 3 yıldır küçük bir mahallede yaşıyorduk. Tabi ki de onca zenginliğin içinde doğup büyümüş biz için ilk dönemler alışması zor olmuştu. Evde çalışan insanlar yoktu mesela. Su istediğimde abimden enseme bir şaplak, Atlas’tan ise “Kendin alsana.” laflarını duyuyordum. Eskiden olsa su istediğimde beş dakikada elimde olan bardak için şimdi abimden dayak yiyordum resmen! Mahalleli bizi tanırdı, bizde onları bilirdik. Hepsi çok tatlı, sevecen insanlardı. Üst komşu Ayşe teyze vardı mesela. Bakkal Kemal abi vardı, berber Hüsnü abi, manav Mehmet abi, kuaför Zeliha abla.... Ve daha sayamadığım birçok kişi. Hepsi bize babalık, annelik yapmışlardı. Bazıları abi, ablalık. Hepsi bizim ailemiz sayılırdı. Her neyse çok uzadı şu an. En son koridorda gidiyordum, tamam. Amfiye oflayarak girdim ancak dersin hangi hocaya olduğunu hatırlayınca yüzüme bir sırıtış yayıldı. Bu ders orta sıralara oturma vaktim gelmişti. Ben merdivenin ortasında, orta sıraya ilerlemek için duraksadığımda Atlas, hiç durmadan arka sıralara ilerlemeye devam etti. “Atlas!” Ona seslendiğimi duyunca durup omzunun üstünden bana baktı. “Gel de bir kere şu sınıfla biraz sosyalleş.” Göz devirip merdivenleri çıkmaya devam ettiğinde “Okula sen yetiyorsun.” dedi. Sırıtışım, küçük bir kahkahaya dönüştü ve neredeyse amfinin en ortasına oturdum. Hemen birkaç kişiyle sohbete girdiğimizde dersin hocası geldi. Kadir hoca... Mükemmel, en harika ve acayip eğlenceli birisiydi. Esprilerime kızmayan, dersi kaynattığımı fark etse bile bölmeyen tek hoca... En sevdiğim, canım hocam ya! “Günaydın gençler!” Sınıftan günaydın sesleri yükselirken yandaki Utku’ya eğilip bir şeyler söyledim sırıtarak. O sessiz bir kahkaha atmaya çalıştığında Kadir hocanın sesini duydum “Poyraz.” Döndüğümde sınıftaki birçok gözün bana döndüğünü, Kadir hocanın ise yüzündeki küçük gülümseme ile beni izlediğini gördüm. Hiç bozuntuya vermeden sırıtışımı büyütüp “Hocam?” dedim enerjik bir sesle. “Nasılsınız? Bugün çok iyi gördüm sizi!” O ise b…