BİRİLERİ VAR (+18)

BÖLÜM 4: En Güzel Sığınak

Yazar:

BİRİLERİ VAR (+18) – Dennis Soikan kitap kapağı
BİRİLERİ VAR (+18) – Dennis Soikan kitap kapağı

Bölüme başlamadan önce oy vermeyi lütfen unutmayın ❤️ *** Yerden sadece birkaç metre yüksekte, dosyamın başrolü olan bir Üsteğmenin kollarında arabama doğru taşınıyordum. Alıp verdiği sıcak nefesi yüzüme vuruyor, boynundan yayılan keskin kokusu etrafımı sarıyordu. Az önce içinden çıktığımız kaos sanki hiç yaşanmamış da ben kendimi Yiğit’in kucağına atmışım gibi hissettirecek kadar sakindi. Çünkü o bu durumdan rahatsız olmak bir yana, kucağında beni taşımaktan fazlasıyla memnun gibi dudağının kenarı kıvrılmıştı. Ona ilk kez bu kadar yakın olduğum bu anda yanağında beliren küçük çukuru görmeyi beklemiyordum. Bir insana gülümsemek bu kadar mı yakışabilirdi? Gamzesi, dudaklarındaki serseri gülüşe eşlik eden en tehlikeli detaydı. Hayatım boyunca hep adaleti sağlamak istemiştim. Yardıma muhtaç olanlara el uzatmak, sesi çıkmayanların sesi, gücü olmayanların gücü olmak için yaşamıştım. Kimi zaman kırılmış, kimi zaman düşmüştüm; her düşüşümde de kendimi yine kendi ellerimle yerden kaldırmıştım. Fakat bu kez durum biraz farklıydı. Ben düşmüştüm ve beni kaldıran Yiğit Alp Ulukan olmuştu. “Bana biraz daha böyle bakmaya devam ederseniz savcım, aşık olduğunuzu düşünmeye başlayacağım,” dedi Yiğit, göz ucuyla bana bakarken. Dudaklarına yerleştirdiği o muzip sırıtışıyla yüzümü süzdü. Ona ne kadar süredir baktığımı -ya da nasıl baktığımı- fark etmemiştim. insanlar hep soğuk olduluğumu söyler, bana bana yaklaşmaya çekinirlerdi. Ta ki beni gerçekten tanıyana kadar… “Savcım?” diye yeniden seslendiğinde kendimi toparlayıp, “Dalmışım,” dedim belli belirsiz bir fısıltıyla. “Aşık olduğumu sanma üsteğmen. Öyle kolay aşık olmam ben.” Kendinden emin çıkan sesimle onu alaya aldığımda, sadece gamzesini saklama gereği duymayan bir gülümsemekle yetindi. “Komutanım, biz karargaha dönüyoruz,” dedi tam yanımızda beliren Ozan. Yiğit başıyla onayladığında, Baykuş Timi araçlarına binerek gözden kayboldular. Yiğit ise beni kendi arabasının şoför koltuğu tarafına doğru götürürken “beni bu halimle şoförün yapma fikrin varsa pek doğru bir karar olduğunu düşünmüyorum,” dedim yarı ciddi yarı alaylı bir tonda. Yiğit kısa erkeksi bir kahkaha atıp “Hayır savcım, arabayı açmam gerekiyor,” dedi. Kucağında olduğum için kapıyı açmakta zorlandığını düşünüp bir anlık suçlulukla “Beni indirebilirsin, taşımana gerek yoktu aslında…” derken birden sözümü kesti. “Savcım, inmenize gerek yok.” Sağ cebini aracın kapısına doğru hafifçe yaklaştırdığında kilitlerin açılma sesi havada yankılandı. Arabanın yolcu tarafına geçip kapıyı araladı ve beni incitmekten korktuğu, dokunmaya kıyamadığı değerli bir eşyasıymış gibi dikkatle koltuğa oturttu. “Bunu nasıl yaptın?” “Neyi savcım?” dedi tek kaşını hafifçe kaldırarak. “Arabayı nasıl açtın?” “Cebimde arabanın kartı vardı, anahtarsız giriş özelliği işte,” dedi cebindeki kartı çıkarıp bana gösterirken. “Hayran kaldım,” dedim kıkırdayarak. “Ben de savcım… Ben de hayranım.” “Neye?” dediğimde elini ensesine götürüp o serseri gülüşünü takındı. “Arabama…” Yiğit cevap vermemi bile beklemeden kapımı kapatıp hızla şoför koltuğuna geçtiğinde aracın tuşuna bastı. Yiğit ekrana dokunduğu an dışarıdaki dünyayı tamamen kesen derin sessizliğin içinden fısıtlı gibi uzay çağından gelme, hafif bir elektrik vızıltısı duyuldu. Sanki bir araba değil de pistte havalanmaya hazırlanan bir mekik çalıştırmıştık. Tesla’nın pürüzsüz, dijital gücü kendini hissettirirken aracın devasa ekranı bir anda aydınlandı. Yiğit gaz pedalına asıldığında süratli ama sessiz bir kalkışla birlikte sırtım koltuğa gömüldü. Arabanın futuristik havasına kayıtsız kalmak mümkün değildi. Hayranlıkla açılan gözlerimi arabadan alamıyordum. Bir an bulunduğumuz anın gerçekliğini unutup çocuksu bir heyecanla Yiğit’e döndüm. “Bana bak, kesinlikle bu arabadan bir tane de bana almamız lazım,” dedim kıkırdayarak. “Sessizliği bile karizma arabanın!” Yiğit ekrana hafifçe dokunup navigasyonu açarken dudaklarının kenarıyla gülümsedi. “Sipariş listene ekleriz, savcım. O kolay,” dedi. “Ama önce en yakın devlet h…

Bölümün tamamını WritePad'de oku