BİRİLERİ VAR (+18)

GÖZLERİNDE VATAN, KALBİNDE İNTİKAM!

Yazar:

BİRİLERİ VAR (+18) - Dennis Soikan kitap kapağı
BİRİLERİ VAR (+18) kitap kapağı

GİRİŞ GÖZLERİNDE VATAN, KALBİNDE İNTİKAM! " Vatan için ölmekse kaderim, böyle kaderin ellerinden öperim." Mehmet Akif Ersoy 17 KASIM, SURİYE-HALEP Pervane sesleri kulaklarını döverken helikopterin içinde mutlak bir sessizlik hâkimdi. Kimse konuşmuyor, kimse göz göze gelmiyordu. Her biri, ruhunun derinliklerine akıttığı gözyaşlarını yalnızca kendisi görüyordu. Helikopter görev alanından hızla uzaklaşırken bakışları camın ardına takıldı; ayaklarının altında hızla geride kalan ağaçların üzerinde dolaştı gözleri. Önüne bakamıyordu. Bakarsa, az önce geride bıraktığı korkunç gerçekle bir kez daha yüzleşmek zorunda kalacaktı. Yapamıyordu. Korkuyordu. Kalbine saplanan acı öylesine derindi ki nefesi göğsünde düğümlenmişti. Ciğerleri yanıyor, her soluk bir işkenceye dönüşüyordu. Kardeşlerinin cansız bedenleri şimdi onunla birlikte, vatan toprağına doğru yol alıyordu. Dudakları titredi, sesi yalnızca kendisine ulaşacak kadar kısık çıktı: "Sizi çakalların eline bırakamazdım..." Gözleri, yan yana dizilmiş cansız bedenlere takıldığında ağlamamak için dişlerini sıktı. Kendini tuttu. Ama sol gözünden süzülen tek bir yaşa engel olamadı. Yüzünü ekşitmedi, hıçkırmadı; gözyaşı sessizce aktı gitti. Askerler ağlamazdı... Öyle değil miydi? Bir askerin ruhunda taşıdığı tek duygu intikam olmalıydı. Dökülen her kan damlası, yitirilen her can; minnetin, öfkenin ve tarifsiz acının birleştiği bir yemine dönüşüyordu. Her kayıp, ruhunu biraz daha alevlendiriyor; şehit verdikçe büyüyen o intikam ateşi, içini yakarak onu parça parça ediyordu. Şehitlerin öcünü almak, onun için artık bir görev değil, ruhuna kazınmış bir kaderdi. Her geçen dakika, her geçen saniye... Onu hedefe bir adım daha yaklaştırıyordu. Bir saat önce... Patlama. Zaman o an parçalanmıştı sanki. Ne ileri akıyordu ne de geri. Ne yapacağını bilemedi; bedeni dondu, zihni sessizliğe gömüldü. Can yoldaşlarının parçalanan uzuvları etrafa savrulurken gözleri gerçeği reddeder gibi açık kaldı. Bir anlığına kulakları sağır olmuş, dünya yalnızca titreyen bir boşluğa dönüşmüştü. Kendine geldiğinde etraflarının teröristler tarafından kuşatıldığını fark etti. Bu girdabın içinden nasıl çıkacağını düşünüyordu. Düşünmek zorundaydı. Kardeşlerinin intikamını almadan ölmek istemiyordu. Hayır... şimdi değildi. Şehit olmanın sırası değildi. Şarjörünü çekip kontrol etti. Soğuk metal avucunda ağırlaştı; kalan son mermilerle bakıştı adeta. Derin bir nefes aldı, ciğerleri yanarak doldu. Sırtını siper aldığı çukura yasladı. Gözlerini yumduğunda karşısına çıkan şey karanlık değil, arkadaşlarının ona duyduğu o güven dolu bakışlardı. Omuzlarına yüklenen sorumluluk, patlamanın gürültüsünden daha ağırdı. "İntikamınızı almadan ölmek yok... Sözüm olsun." Kurşunlar dört bir yandan üzerine yağıyordu. Toprak sıçrıyor, taşlar parçalanıyor, hava barut ve ölüm kokusuyla boğuluyordu. Ölümün nefesini ensesinde hissediyor, Azrail'in çok da uzak olmayan bir noktadan onu izlediğini biliyordu. Belki yanılıyordu; belki bu yalnızca zihninin bir oyunu idi. Ama bildiği tek bir şey vardı: Bugün burada, tek başına ölmeyecekti. Başını çıkaracak bir an bile bulamıyordu. Yine de buradan çıkmak zorundaydı. Kaçmak için değil; hesap sormak için. Yüzünün yarısını çukurdan çıkardığında gözleri hızla alanı taradı, teröristlerin yerini seçmeye çalıştı. Elindeki sayılı mermiler hata kaldırmıyordu. Iskalamaya yer yoktu. Her biri hedefini bulmak zorundaydı. Şarjörde on mermi kalmıştı. Altı şehit... Altı kurşun. Her birinde bir kansız düşecekti. İçindeki ateş elbette sönmeyecekti; bunu biliyordu. Ama o ateşi bastırıp tetiğe çevirmek zorundaydı. Çünkü bazı acılar yaşanmak için değil, bedel ödetmek için vardı. Ağacın arkasına sineni gözüne kestirdiği anda düşünmeden silahını doğrulttu ve tetiği çekti. Patlayan kurşun hedefi sarsarak yere serdi. İlk atış... hedefine ulaşmıştı. Ardından, saklandığı yerden fırlayan ikinci teröristi göz ucuyla yakaladı. Tereddüt etmedi. Tetiğe bir kez daha bastı; o da bir leş kargası gibi toprağa yığıldı. İki de iki, diye geçird…

Bölümün tamamını WritePad'de oku