Yağmur Altında
Yazar: Young Ladyyy

Yağmur birkaç saniye içinde sağanağa dönüşmüştü. Festival alanındaki insanlar kahkahalar ve çığlıklar eşliğinde tentelere, dükkânlara ve kafelere sığınıyordu. Banu ile Yağız ise kalabalığın arasında birbirlerini kaybetmemek için ellerini sıkıca tutmuş koşuyorlardı. “Şuraya!” diye bağırdı Yağız. Sahilin biraz ilerisindeki eski taş fenerin altına koştular. Nefes nefese kalmışlardı. Banu, saçlarından süzülen yağmur damlalarını eliyle geriye attı. Üzerindeki ince yazlık elbise tamamen ıslanmıştı. Yağız’ın tişörtü de sırılsıklamdı. İkisi de birkaç saniye sadece nefeslerini düzenlemeye çalıştı. Sonra göz göze geldiler ve aynı anda gülmeye başladılar. “Ne komik?” diye sordu Banu. Yağız başını iki yana salladı. “Bilmiyorum.” “Öyleyse neden gülüyosun?” “Çünkü sen de gülüyosun.” Banu kahkahasını bastıramadı. “Bu tatil gerçekten normal başlamadı.” “Sanırım normal de bitmeyecek.” Bir süre sessizlik oldu. Yağmur, fenerin taş duvarlarına ritmik bir şekilde vuruyordu. Deniz dalgaları ise her zamankinden daha güçlüydü. Banu kollarını ovuşturdu. Üşümeye başlamıştı. Yağız bunu fark etti. Hiç düşünmeden sırtındaki ince keten gömleği çıkarıp ona uzattı. “Al.” Banu şaşkınlıkla baktı. “Peki ya sen?” “İyiyim ben.” “Üşürsün ama.” “Sen daha çok üşüyosun” Banu birkaç saniye tereddüt etti. Sonunda gömleği omuzlarına aldı. Üzerine geçirdiği anda hafif bir odunsu parfüm kokusu hissetti. İçini garip bir sıcaklık kapladı. “Neden bu kadar güzel kokuyor?” Hemen kendine kızdı. “Banu! Kendine gel.” Yağız ise gözlerini denize çevirmişti. Aslında bakmıyordu. Aklı tamamen yanındaki kızdaydı. Yağmur damlaları Banu’nun saçlarının ucundan usulca düşüyordu. Yüzüne yapışan birkaç saç telini eliyle kulağının arkasına götürüşünü istemsizce izledi. “Gerçekten çok güzel…” Bu düşünceyle irkildi. Başını hızla başka tarafa çevirdi. Tam o sırada gökyüzünü güçlü bir şimşek aydınlattı. Ardından yüksek bir gök gürültüsü duyuldu. Banu istemsizce irkildi. Yağız bunu fark etti. “Korkuyor musun?” Banu gülmeye çalıştı. “Hayır.” Tam o anda bir gök gürültüsü daha duyuldu. Bu kez Banu farkında olmadan Yağız’ın kolunu tuttu. İkisi de donup kaldı. Banu yavaşça eline baktı. Sonra utançla geri çekti. “Özür dilerim.” Yağız hafifçe gülümsedi. “Özür dileyecek bir şey yok.” Sessizlik yeniden aralarına çöktü. Bu sessizlik artık rahatsız etmiyordu. Aksine… Sanki konuşmadan da birbirlerini anlayabiliyorlardı. O sırada Yağız’ın telefonu çaldı. Arayan annesiydi. “Neredesiniz siz?” “Fenerin yanındayız.” “Allah’tan iyisiniz. Hepimiz sizi arıyoruz.” “Geliyoruz.” Telefon kapandı. Banu endişeyle sordu. “Herkes bizi mi arıyormuş?” “Evet.” “Kesin panik olmuşlardır.” “O kadar yağmurda iki genç ortadan kaybolursa normal.” İkisi de aynı anda birbirlerine baktı. “İki genç…” Bu cümle ikisini de utandırmıştı. Yürümeye başladılar. Yağmur biraz hafiflemişti. Dar taş sokaktan geçerken yol oldukça kaygandı. Banu’nun ayağı ıslak taşa bastığı anda kaydı. “Aa!” Tam düşecekken Yağız belinden tuttu. Banu’nun sırtı Yağız’ın göğsüne yaslandı. İkisinin de nefesi kesildi. Aralarındaki mesafe neredeyse yok olmuştu. Banu, Yağız’ın kalp atışlarını hissedebiliyordu. Yağız ise onun nefesinin yanağına değdiğini. İkisi de kıpırdamadı. Zaman durmuş gibiydi. Tam o sırada uzaktan bir ses duyuldu. “Banu!” “Yağız!” Aileleri onları bulmuştu. İkisi de aynı anda birbirlerinden uzaklaştılar. Derya Hanım koşarak geldi. “Çocuklar! Çok korkuttunuz bizi.” Sevim Hanım Banu’nun omuzlarındaki gömleği fark etti. Sonra Yağız’a baktı. Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu. Hiçbir şey söylemedi ama Derya Hanım’la göz göze geldiklerinde ikisi de aynı şeyi düşünüyordu. Bu tatil, sandıklarından çok daha farklı bir hikâyeye dönüşüyordu. Banu ile Yağız ise yan yana yürümeye devam ettiler. Hiçbiri konuşmuyordu ama ikisinin de aklında aynı soru vardı.Acaba birbirlerine bu kadar yakın hissetmeleri sadece yağmurun bir oyunu muydu… yoksa kalpleri sessizce aynı ritimde atmaya mı başlamıştı?