Yüzüğün Hikâyesi
Yazar: Young Ladyyy

Kadife kutu kasanın içinden yere doğru kayınca zaman sanki bir anlığına durdu. Koridorun loş ışığında parlayan eski nişan yüzüğü, herkesi aynı anda sessizliğe gömdü. Dışarıdan yaklaşan ayak sesleri giderek artıyor, içeride ise hiç kimse birkaç saniye konuşamıyordu. Yüzüğe ilk uzanan Banu oldu. “Dur,” dedi Yağız, elini hafifçe onun bileğine koyarak. “Önce ben bakayım.” Banu kaşlarını çattı. “Her şeyi önce sen yapmak zorunda mısın?” “Hayır.” “E o zaman?” “Bu kez içimde kötü bir his var.” Banu gülümseyerek başını iki yana salladı. “İlk defa mantıklı bir cümle kurdun.” Yağız yüzünü buruşturdu. “İltifat mı ettin bana?” “Abartma.” “Ettin.” “Sadece şaşırdım.” “Şaşırman bile güzel.” Banu dirseğiyle hafifçe koluna vurdu. “Şu an flört etmeye çalışma.” “Ben etmiyorum.” “E peki bu ne?” “Hayatta kalma motivasyonu.” Banu istemeden güldü. “Gerçekten iflah olmazsın.” Yağız yüzüğü dikkatlice kutudan aldı. İç kısmında küçük bir yazı vardı. Fenerin ışığını biraz daha yaklaştırınca yazı netleşti. ‘M & Z – Sonsuza kadar.’ Yağız’ın yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu. “Bu…” dedi kısık bir sesle. Kemal hemen yaklaştı. “Ne yazıyor?” Yağız yüzüğü ona uzattı. Kemal yazıyı görünce gözlerini kapattı. “Demek hâlâ saklamış.” Banu merakla sordu. “Kimin yüzüğü bu?” Kemal derin bir nefes aldı. “Yağız’ın annesiyle babasının nişan yüzüğü.” Yağız şaşkınlıkla başını kaldırdı. “Nasıl yani? Annemin yüzüğü yıllar önce kaybolmuştu.” Kemal acı bir tebessüm etti. “Kaybolmadı.” “O gece biri aldı.” “O gece derken?” “İki ailenin arasındaki kavganın çıktığı gece.” Koridor yeniden sessizliğe büründü. Banu, Yağız’a baktı. Onun gözlerinde ilk kez yalnızca öfke değil, kırgınlık da vardı. Tam o sırada Ela sert bir sesle konuştu. “Hikâyeyi sonra dinlersiniz. Buradan çıkmamız gerekiyor.” Yağız gözlerini ondan ayırmadı. “Sen bu kadar şeyi nereden biliyorsun?” Ece cevap vermedi. Banu şüpheyle ona baktı. “Bir şey saklıyorsun.” Ece hafifçe gülümsedi. “Hepimiz bir şey saklıyoruz.” Banu kendinden emin şekilde “Ben saklamıyorum.” dedi. Yağız hemen araya girdi. “Emin misin?” Banu kaşlarını kaldırdı. “Ne saklıyormuşum?” Yağız yüzünde muzip bir ifadeyle ona baktı. “Mesela bana ilk günden beri sinir olmadığını.” Banu kahkaha attı. “Sen kendini fazla önemsiyorsun.” “Öyle mi?” “Evet.” “O zaman neden beni merak edip peşimden geldin?” Banu bir an durdu. “Şey…” Yağız gülümsemesini büyüttü. “Devam et.” “Yolu bilmiyordun.” “Telefonumda harita vardı.” “Şarjın bitebilirdi.” “Yüzde seksendi.” “İnmesi uzun sürmez.” Yağız kahkahasını tutamadı. “Bahane üretme konusunda çok iyisin.” Banu omzunu silkti. “Yakalanmadığım sürece sorun yok.” Kemal ikisine bakıp gülümsedi. “Siz gerçekten kavga mı ediyorsunuz, yoksa birbirinizle eğleniyor musunuz, hâlâ çözemedim.” Yağız hiç düşünmeden cevap verdi. “Ben çözdüm.” Banu merakla döndü. “Neyi çözdün?” “Sen bana kızınca daha güzelsin.” Banu’nun yanakları istemsizce kızardı. “Yağız!” “Ne?” “Şu an bunun sırası mı?” “Hayır.” “E neden söylüyorsun?” “Belki bir daha söyleyecek fırsatım olmaz diye.” Bu cümle Banu’nun yüzündeki gülümsemeyi yavaşça sildi. Hiç düşünmeden Yağız’ın elini tuttu. “Bir daha böyle konuşursan…” Yağız gülümsedi. “Ne yaparsın?” “Seni gerçekten denize atarım.” “Yine deniz.” “Çünkü başka ceza bulamıyorum.” “Bulma.” “Neden?” “Denize seninle düşmeye razıyım.” Banu bu kez cevap veremedi. Sadece başını eğip gülümsedi. Tam o anda koridorun diğer ucundan güçlü bir projektör ışığı üzerlerine tutuldu. “Olduğunuz yerde kalın!” diye sert bir erkek sesi yankılandı. Ardından altı siyah giyimli adam koridoru kapattı. En öndeki adam yavaşça maskesini çıkardı. Yağız onu görür görmez donup kaldı. “Ama bu…imkânsız” Adam hafifçe gülümsedi. “Merhaba Yağız.” Banu şaşkınlıkla ona baktı. “Onu tanıyor musun?” Yağız’ın sesi neredeyse fısıltıya dönüşmüştü. “Tanıyorum…çünkü bu adam, yıllar önce öldüğünü sandığımız amcam. ”