Bir Yazlık Yalanı

Karanlıkta Kaybolan Dosya

Yazar:

Bir Yazlık Yalanı - Young Ladyyy kitap kapağı
Bir Yazlık Yalanı kitap kapağı

“Dosya yok!” diye seslendi Banu, gözlerini deponun zemininde gezdirerek. Yağız bir anda ayağa fırladı. Birkaç saniye önce ayağının dibinde duran deri dosya gerçekten de ortadan kaybolmuştu. Etrafındaki sandıkları hızla kontrol etti, ardından deponun arka kapısına doğru baktı. Kapı hafifçe aralıktı ve dışarıdaki rüzgâr, paslı menteşeleri inceden inceden sallıyordu. Kemal öfkeyle yumruğunu duvara vurdu. “İçimizden biri aldı.” Ahmet Usta başını iki yana salladı. “Hayır… Biri ışıklar söndüğü anda içeri girdi.” Yağız hiç vakit kaybetmeden arka kapıya doğru koştu. “Dur!” diye seslendi Banu. “Tek başına gitme.” Yağız arkasına dönmeden, “Yakalayabilirsem dosyayı geri alırım.” dedi. Banu sinirle peşinden koştu. “Sen gerçekten uslanmayacak mısın?” “Şu an bunun sırası mı?” “Evet, tam sırası!” Yağız durup ona döndü. “Banu, adam kaçıyor.” “Sen de her kaçanın peşinden koşuyorsun.” “Koşmam gerekiyor.” “Hayır, gerekmiyor.” “Gerekiyor.” Banu kollarını bağladı. “İnatçısın.” Yağız gülümsedi. “Bunu senden öğreniyorum.” “Suçu yine bana attın.” “Çünkü en yakın suçlu sensin.” Banu istemeden güldü. “Bir gün seni gerçekten denize atacağım.” Yağız kaşını kaldırdı. “Artık buna inanmıyorum.” “Neden?” “Çünkü her seferinde önce beni kurtarıyorsun.” Banu cevap vermek istedi ama söyleyecek söz bulamadı. Dudaklarını büzüp önüne döndü. “Çok konuşuyorsun.” “Sen susturmayı beceremiyorsun.” “İstersem beceririm.” “Denemek serbest.” Banu gözlerini devirdi. “Şu an hiç sırası değil.” “Az önce sırasıydı.” “Yağız!” “Tamam, sustum.” Kemal uzaktan onlara bakıp iç geçirdi. “Siz gerçekten inanılmazsınız.” Ahmet Usta hafifçe gülümsedi. “Bu kadar tartışan iki insanın birbirini bu kadar düşünmesi de ayrı bir mesele.” İkisi de aynı anda dönüp itiraz etti. “Biz birbirimizi düşünmüyoruz.” Kemal kahkaha attı. “Aynı anda aynı cümleyi kurdunuz.” Banu mahcup bir ifadeyle başını çevirdi. “Tesadüf.” Yağız alçak sesle ekledi. “Galiba.” Dışarı çıktıklarında ay ışığı kayalıkların üzerine vuruyordu. Denizden gelen rüzgâr iyice sertleşmişti. Islak kumların üzerinde koşarak uzaklaşan siyah giyimli bir adamın silueti seçiliyordu. “Orada!” diye bağırdı Yağız. Hiç düşünmeden peşinden koşmaya başladı. Banu da arkasından hızla ilerledi. “Neden hiç beni dinlemiyorsun?” diye seslendi. Yağız koşarken gülümsedi. “Dinliyorum.” “Dinlesen dururdun.” “Durursam kaçar.” “Koşarsan da başın belaya girer.” “Alıştım.” “İşte sorun da bu.” Adam kayalıkların arasından geçerek sahile indi. Tam teknesine bineceği sırada Yağız aradaki mesafeyi kapattı ve üzerine atıldı. İkisi kumların üzerinde yuvarlandı. Dosya adamın elinden fırlayıp birkaç metre öteye düştü. “Dosya!” diye bağırdı Banu. Tam dosyaya doğru koşacakken ikinci bir kişi karanlığın içinden çıktı. Yüzü siyah maskeyle kapalıydı. Eğilip dosyayı aldı. Banu hiç düşünmeden onun peşine atıldı. “Banu, hayır!” diye bağırdı Yağız. Maskeli adam koşarken aniden arkasını döndü. Elindeki feneri doğrudan Banu’nun gözlerine tuttu. Banu birkaç saniyeliğine hiçbir şey göremedi. Tam dengesini kaybedecekken güçlü bir kol onu belinden yakaladı. Yağız nefes nefese, “İyi misin?” diye sordu. Banu hâlâ gözlerini kırpıştırıyordu. “İyiyim.” “Bir daha böyle düşünmeden koşma.” Banu sonunda ona baktı. “Bunu bana gerçekten sen mi söylüyorsun?” Yağız birkaç saniye sustu. “…Haklı olabilirsin.” Banu gülümseyerek kaşını kaldırdı. “Olabilirim mi?” “Tamam.” Yağız istemeye istemeye başını eğdi. “Haklısın.” Banu zafer kazanmış gibi kollarını bağladı. “İlk kez duydum.” “Alışma.” “Bir daha söyletirim.” “Hiç sanmıyorum.” “İddialaşıyor muyuz?” “Her zaman.” İkisi gülümserken, maskeli adam çoktan karanlığın içinde kaybolmuştu ancak kaçarken cebinden küçük, pirinç bir anahtar düşürmüştü. Yağız eğilip anahtarı aldı. Üzerinde tek bir sayı kazılıydı: 17. Banu anahtara dikkatle baktı. “Bu bir dolabın anahtarı olamaz.” Yağız gözlerini anahtardan ayırmadan fısıldadı: “Hayır…Bu, marinadaki emanet kasanın numarası.”

Bölümün tamamını WritePad'de oku