Gerçeğin Kapısı
Yazar: Young Ladyyy

Demir kapı ağır ağır açılırken içeriden yayılan sarı ışık, yıllardır güneş görmemiş taş duvarları aydınlattı. Toz zerrecikleri havada dans ediyor, eski ahşap raflar ve üzerlerine dizilmiş kutular yavaş yavaş görünür hâle geliyordu. Kapının tam ortasında duran adam ise sakin bakışlarla Yağız’ı izliyordu. Yağız bir adım öne çıktı. Sesi sert ama kontrollüydü. “Sen misin bütün bunları yapan?” Adam başını hafifçe eğdi. “Bir kısmını.” “Bizi takip eden adamlar da senin miydi?” “Hayır.” “O zaman kim?” Adam derin bir nefes aldı. “Onlar benden önce davrandılar.” Banu merakla Yağız’ın yanına yaklaştı. “Ne demek istiyorsunuz?” Adam gözlerini Banu’ya çevirdi. “Ben sizi korumaya çalışıyordum.” Yağız alaycı bir şekilde güldü. “İnsanları gizlice takip ederek mi koruyorsunuz?” Adam aynı sakinlikle cevap verdi. “Bazen gerçeği anlatmanın tek yolu, insanların onu kendi gözleriyle görmesini sağlamaktır.” Banu kaşlarını çattı. “O zaman baştan anlatın.” Adam sessizce başını salladı. “Haklısın.” Elindeki eski bastonu yere yasladı, ardından raflardan birinin üzerindeki ahşap kutuyu aldı. Kutunun kapağını açınca içinden onlarca fotoğraf, eski gazete kupürleri ve sararmış mektuplar çıktı. “Bunların hepsi otuz yıl öncesine ait.” Yağız belgelerin üzerine eğildi. “Babam…” “Evet.” Adam elindeki fotoğraflardan birini uzattı. Fotoğrafta Yağız’ın babası, Derya Hanım’ın babası ve birkaç kişi daha aynı masada oturuyordu. Yüzlerinde gülümsemeler vardı. Banu şaşkınlıkla fotoğrafa baktı. “Onlar… arkadaş mıydı?” “En yakın dostlardı.” Depoda derin bir sessizlik oluştu. Yağız fotoğrafı uzun süre elinden bırakmadı. “Bu mümkün değil.” Adam hüzünlü bir ifadeyle konuştu. “Mümkün. İki aile birbirini yıllarca düşman sandı. Çünkü biri bunu özellikle istedi.” Yağız’ın sesi sertleşti. “Kim?” Adam cevap vereceği sırada… Depodan birkaç metre ötede metal bir şey yere düştü. Tak! Herkes aynı anda sesin geldiği tarafa döndü. Kemal hemen fenerini kaldırdı. “Orada biri var.” Işık karanlığı taradı ama kimse görünmüyordu. Banu istemsizce Yağız’a biraz daha yaklaştı. “Burada yalnız değiliz.” Yağız başını salladı. “Fark ettim.” Tam yeniden konuşacakları sırada… Depodaki ışıklar bir anda söndü. Her yer zifiri karanlığa gömüldü. Banu’nın nefesi hızlandı. “Yağız…” “Buradayım.” Karanlıkta el yordamıyla onu buldu. Parmakları birbirine değdiği anda ikisi de rahat bir nefes aldı. Yağız, “Elimi bırakma.” dedi. “Bırakmam.” Tam o anda deponun diğer ucundan koşma sesleri yükseldi. Ardından sert bir çarpma… Bir bağırış… Sonra da tek el silah sesi bütün depoda yankılandı. Pat! Banu korkuyla irkildi ve istemeden Yağız’a sarıldı. Yağız da onu arkasına alarak karanlığa doğru baktı “Kim var?” diye bağırdı. Cevap gelmedi. Yalnızca acı içinde inleyen birinin sesi duyuluyordu. Kemal telaşla fenerini yeniden yakmayı başardı. Işık yanınca herkes donup kaldı. Az önce konuşan yaşlı adam yere yığılmıştı. Göğsünü tutuyor, nefes almakta zorlanıyordu. Yağız hızla yanına çöktü. “Bunu kim yaptı?” Yaşlı adam titreyen eliyle deponun arka kapısını işaret etti. “D… dosya…” “N’oldu dosyaya?” diye sordu Yağız. Adam güçlükle konuşabildi. “Onlar… dosyanın peşinde…” Sözünü tamamlayamadan bakışları donuklaştı. Depoda yeniden ölüm sessizliği hâkim oldu. Tam o sırada Banu şaşkınlıkla bağırdı: “Yağız!” Yağız başını çevirdi. Dosya… Az önce bıraktığı yerden kaybolmuştu.