Paketin İçindeki Sır
Yazar: Young Ladyyy

Banu ile Yağız hiç vakit kaybetmeden yazlığa doğru yürümeye başladılar. İkisi de tek kelime etmiyordu. Az önce buldukları notun ardından şimdi de Banu’nun adına gönderilen gizemli paket… Yaşananların tesadüf olmadığı artık çok açıktı. Yazlığa vardıklarında herkes salonda toplanmıştı. Masanın üzerinde kahverengi, küçük bir kutu duruyordu. Ne üzerinde pul vardı ne de kargo şirketinin logosu. Sadece siyah kalemle yazılmış tek bir isim dikkat çekiyordu. Banu. Sevim Hanım endişeyle kızına baktı. “Açmadık. Seni bekledik.” Banu kutuya doğru yaklaştı. Nedense elleri titriyordu. Yağız da sessizce yanına geçti. “İstersen ben açayım.” Banu başını salladı. “Hayır… Ben açacağım.” Kutunun kapağını yavaşça kaldırdı. İçinde eski bir deniz kabuğu, sararmış bir fotoğraf ve küçük bir anahtar vardı. Banu şaşkınlıkla fotoğrafı eline aldı. Fotoğrafta yıllar önce çekilmiş gibi görünen bir sahil vardı. Eski iskele… Henüz yıkılmamış hâliyle… İskelede iki küçük çocuk gülümsüyordu. Biri Yağız’dı. Diğer çocuk ise yüzü güneşten dolayı tam seçilemiyordu. Yağız fotoğrafı görünce bir adım öne çıktı. “Bu… mümkün değil.” Banu ona döndü. “Tanıyor musun?” Yağız fotoğrafı dikkatle inceledi. “Bu fotoğrafın bizde olduğunu sanıyordum.” “Bizde mi?” “Babam çekmişti.” Salondaki herkes sessizleşti. Fotoğrafın arkasında ise kurşun kalemle yazılmış kısa bir not vardı. “Geçmiş sandığınız kadar uzak değil.” Hasan Bey anahtarı eline aldı. “Bu neyin anahtarı olabilir?” Yağız birkaç saniye düşündü. Sonra bir anda gözleri büyüdü. “Tekne deposu…” “Hangi depo?” “Babamın eski tekne deposu ama yıllardır kapalı ve anahtarı kayıptı.” Tam o sırada Derya Hanım şaşkınlıkla ayağa kalktı. “Bir dakika…” Herkes ona döndü. “Annem bana yıllar önce bir şey söylemişti.” “Neymiş?” “Yağız’ın babası, önemli bazı evrakları kimsenin bulamayacağı bir yere sakladığını söylemiş.” Yağız’ın kaşları çatıldı. “Evrak mı?” “Annem neresi olduğunu bilmiyormuş.” “Belki de…” Derya Hanım masadaki anahtara baktı. “…o depo.” Banu derin bir nefes aldı. “O zaman gitmeliyiz.” Hasan Bey hemen itiraz etti. “Olmaz.” “Neden?” “Birileri günlerdir sizi takip ediyor. Tek başınıza hiçbir yere gidemezsiniz.” Yağız tam konuşacakken bahçeden yüksek bir korna sesi duyuldu. Herkes pencereye koştu. Yolun kenarında duran siyah cip birkaç saniye bekledi. Sonra yavaşça hareket edip gözden kayboldu. Banu ürperdi. “Bizi izliyorlar.” Yağız’ın bakışları sertleşti. “Hayır…Bu kez bizi bir yere yönlendiriyorlar.” Tam o anda Banu’nun telefonu yeniden titredi. Numara gizliydi. Tereddüt ederek açtı. Karşı taraftan sesi değiştirilmiş bir erkek sesi duyuldu. “Fotoğrafı gördünüz.” Banu’nun kalbi hızlandı. “Kimsiniz?” “Gerçeği öğrenmek istiyorsanız…” Adam birkaç saniye sustu. “…bu gece saat on ikide eski tekne deposuna gidin. Geç kalırsanız…” Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu. “…gerçek sonsuza kadar denizin dibinde kalacak.” Hat bir anda kapandı. Salonda derin bir sessizlik oluştu. Yağız ile Banu birbirlerine baktılar. İkisi de aynı şeyi düşünüyordu. Bu artık sadece geçmişin peşine düşmek değildi. Birileri onları adım adım, bilinçli olarak gerçeğe götürüyor… ama aynı zamanda tehlikenin tam ortasına çekiyordu.