Bir Yazlık Yalanı

Kayıp Kolye

Yazar:

Bir Yazlık Yalanı - Young Ladyyy kitap kapağı
Bir Yazlık Yalanı kitap kapağı

Ertesi sabah yazlığın mutfağı her zamanki gibi hareketliydi. Masada taze pişmiş poğaçalar, reçeller ve demli çay vardı. Bir gün önce yaşananlar sanki herkesin içinde sessizce sakladığı bir sır hâline gelmişti. Kimse eski iskeleden ya da çöken tahtalardan söz açmıyordu. Hasan Bey neşeyle çayını yudumladı.“Bugün festivalin son günü. Akşama kadar serbestiz. İsteyen denize girsin, isteyen çarşıyı gezsin.” Banu tam cevap verecekti ki Derya Hanım telaşla salona girdi. “Benim kolyem yok!” Herkes aynı anda ona döndü. “Nasıl yani?” diye sordu Sevim Hanım. “Annemden kalan kolye… Boynumdaydı. Bu sabah takmak istedim ama yerinde yok.” Derya Hanım’ın sesi titriyordu. O kolyeyi yıllardır hiç çıkarmamıştı. Yağız hemen ayağa kalktı. “En son ne zaman gördün?” “Dün… Sanırım sahildeyken.” Banu da sandalyesini geri çekti. “Belki düştüğü yerdedir.” Derya Hanım başını salladı. “O kolyenin maddi değeri önemli değil. Annemden bana kalan tek hatıra.” Banu ile Yağız birbirlerine baktılar. Aynı anda konuşmaları evdekileri gülümsetti. “Buluruz.” Yaklaşık yarım saat sonra ikisi sahil boyunca yürüyordu. Kumların üzerinde dikkatlice ilerliyor, gözlerini yerden ayırmıyorlardı. Yağız derin bir nefes verdi. “İğneyle kuyu kazıyoruz resmen.” Banu gülümsedi. “Şikâyet etme. Dün de hazine arıyorduk.” “En azından onun haritası vardı.” “Belki bunun da vardır.” Yağız kaşını kaldırdı. “Nerede?” Banu parmağıyla kumları gösterdi. “Şurada.” Yağız eğilip baktığında kumun üzerine küçük bir dal parçasıyla çizilmiş bir ok işareti gördü. “Bu yeni yapılmış.” İşaret, sahilin biraz ilerisindeki eski kayalıklara doğru uzanıyordu. Banu şaşkınlıkla etrafına baktı. “Bunu çocuklar yapmış olabilir mi?” “Olabilir.” Yağız yine de işareti takip etmeye başladı. Kayalıkların arasına geldiklerinde küçük, paslanmış bir metal kutu gördüler. Kutunun kapağı yarı açıktı. Banu merakla eğildi. “İçinde ne var?” Yağız kapağı kaldırdı. İçinden kolye çıkmadı. Sadece katlanmış küçük bir not vardı. Banu notu açtı. Kâğıtta tek satır yazıyordu. “Doğru yere yaklaşıyorsunuz.” Banu’nun gülümsemesi bir anda kayboldu. “Bu hiç komik değil.” Yağız notu eline aldı. “Kâğıt yeni.” “Yani biri bunu özellikle buraya bırakmış.” İkisi de aynı anda etraflarına baktılar. Kayalıkların arasında kimse görünmüyordu. Tam o sırada birkaç metre öteden bir ses duyuldu “Affedersiniz.” Yaşlı bir midye satıcısı elindeki sepetle onlara yaklaştı. “Siz az önce şu kutuyu mu açtınız?” “Evet.” dedi Yağız. Adam başını salladı. “On dakika kadar önce siyah şapkalı bir genç geldi. Kutuyu buraya bırakıp sürekli etrafa bakıyordu.” Banu’nun kalbi hızlandı. “Yüzünü gördünüz mü?” “Hayır. Şapkası gözlerine kadar inikti.” Adam biraz düşündü. “Ama sizden bahsetti.” “Ne dedi?” diye sordu Yağız. “‘Onlar mutlaka buraya gelecek.’ dedi.” Yağız ile Banu’nun bakışları buluştu. Bu artık tesadüf değildi. Birileri onları adım adım takip ediyor, hareketlerini önceden biliyordu. Tam o sırada Banu’nun telefonu çaldı. Arayan Sevim Hanım’dı. Banu telefonu açar açmaz annesinin telaşlı sesi duyuldu. “Banu, siz neredesiniz?” “Sahildeyiz. Ne oldu?” “Az önce yazlığa bir kurye geldi.” “Kurye mi?” “Evet. Üzerinde sadece senin adının yazdığı küçük bir paket bıraktı.” Banu’nun yüzündeki renk yavaşça çekildi. “Benim adıma mı?” “Evet… ama garip olan şu.” “Neymiş?” Sevim Hanım’ın sesi daha da kısıldı. “Paketin üzerinde gönderen kısmında sadece iki kelime yazıyor.” Banu istemsizce yutkundu. “Ne yazıyor?” Telefondan gelen cevap, hem onun hem de Yağız’ın tüylerini diken diken etti. “Yazlık Yalanı.”

Bölümün tamamını WritePad'de oku