Aynı Kapının İki Anahtarı
Yazar: Young Ladyyy

Temmuz sıcağı asfaltın üzerinden dalga dalga yükseliyordu. Ege Denizi’nin tuz kokusu, zeytin ağaçlarının arasından geçerek küçük sahil kasabasına yayılıyordu. Banu, arabasının camını indirip derin bir nefes aldı. “İşte sonunda tatil…” Arka koltuktan annesi Sevim Hanım seslendi. “Bir hafta boyunca telefonunu bırakıp denize gireceksin.” Banu güldü. “Anne, telefonumu bırakırım ama sen bana karışmayı bırakırsan.” Babası direksiyonda kahkaha attı. “İkiniz daha beş dakika oldu başlamayın.” Arabaları, beyaz badanalı, mavi panjurlu şirin bir yazlığın önünde durdu. Kapının üstünde ahşap bir tabela vardı. Martı Evi. Tam Banu valizini indirirken arka taraftan siyah bir cip gelip durdu. Kapılar açıldı. Önce iri bir bavul düştü. Arkasından uzun boylu, dağınık kumral saçlı bir genç indi. Elindeki güneş gözlüğünü takarken mırıldandı. “Nihayet geldik.” Banu bir an ona baktı. “Yakışıklı…” Sonra hemen başını çevirdi. “Kendini toparla Banu.” Genç de Banu’ya baktı. “Fena değil.” ama yüksek sesle söylediği şey şuydu. “Anne, sanırım yanlış yere geldik.” İki aile aynı anda kapıya yürüdü. Banu anahtarını çıkardı. Genç de cebinden aynı anahtardan çıkardı. İkisi aynı anda kilide uzandı. Duraksadılar. Sonra birbirlerine baktılar. “…” “…” Banu kaşını kaldırdı. “Affedersiniz?” Genç de aynı ifadeyle baktı. “Asıl siz affedersiniz.” “Bu ev bizim.” “Hayır.” “Bizim.” “Rezervasyonu ben yaptım.” “Ben de yaptım.” İkisi aynı anda telefonlarını çıkarıp onay mesajını gösterdi. İkisinin ekranında da aynı yazı vardı. Martı Evi 7 Günlük Konaklama Onaylandı. Sessizlik… Sonra Banu bağırdı. “Bu nasıl oluyor?” Genç omuz silkti. “Belki teknoloji bize oyun oynuyor.” “Oyun değil, hata!” “Tamam işte.” “Tamam işte mi?” Tam o sırada yaşlı ev sahibi, elinde karpuzla bahçeden çıktı. “Aaa… Geldiniz mi?” İki aile aynı anda döndü. “Evet.” Adam önce Banu’ya baktı. “Hoş geldiniz.” Sonra gence baktı. “Hoş geldiniz.” Sonra durdu. Yüzündeki gülümseme yavaş yavaş kayboldu. “…” “…” “…” “Galiba küçük bir problem var.” Banu sinirle sordu. “Küçük mü?” Adam cebinden gözlüğünü çıkarıp telefonuna baktı. Yüzü bembeyaz oldu. “Aman Allah…” Genç kollarını bağladı. “Söyleyin.” “Rezervasyon sistemi çökmüş.” “Yani?” “İkinizi de aynı eve yerleştirmiş.” Sessizlik… Sonra dört ebeveyn aynı anda konuşmaya başladı. “Ne demek aynı eve?” “Şaka mı?” “Başka ev yok mu?” Yaşlı adam mahcup bir ifadeyle başını salladı. “Kasabada festival var. Bütün evler dolu. Oteller de dolu.” Banu gözlerini kapattı. “Harika.” Tam o sırada genç gülümseyerek elini uzattı. “Madem kader bizi aynı eve attı… ben Yağız.” Banu eline bakmadı bile. “Hiç ilgilenmiyorum.” Yağız eli havada kalınca bozulmuş gibi yaptı. “Ne kadar nazik.” Banu bavulunu kaptı. “Ben sadece tatil yapmak istiyorum.” Yağız omuz silkti. “Ben de.” İçinden ise bambaşka şeyler geçiriyordu. Bu kız tam baş belası olacak. Banu da tam o sırada aynı şeyi düşündü. Bu çocuk kesin sinirlerimi bozacak. İkisi de henüz bilmiyordu… Yedi gün sürecek bu zorunlu tatil, hayatlarının en komik, en karmaşık ve en unutulmaz yazına dönüşecekti. Ve o yaz boyunca yalnızca denizin dalgaları değil, kalpleri de hiç beklemedikleri anlarda birbirine çarpacaktı.