Gün Doğumuna Doğru
Yazar: Young Ladyyy

Dans bittiğinde meydanı alkış sesleri doldurdu. Banu ile Yağız birkaç saniye oldukları yerde kaldılar. Sanki müzik durmuştu ama kalpleri hâlâ aynı ritimde atıyordu. Banu yavaşça elini çekti. “Sanırım… artık gidebiliriz.” Yağız başını salladı. “Sanırım.” İkisi de aynı yöne yürümeye başladı. Bu kez ne şakalaşıyorlar ne de birbirlerine takılıyorlardı. İkisi de az önce yaşananları düşünüyordu. Tam yazlığa döneceklerken sahilde küçük bir lunaparkın ışıkları dikkatlerini çekti. Dönme dolap yavaşça dönüyor, pamuk şeker kokusu rüzgârla birlikte etrafa yayılıyordu. Yağız durdu. “Banu.” “Hı?” “Bir şey soracağım.” “Sor.” “Hiç dönme dolaba bindin mi?” Banu başını iki yana salladı. “Çocukken çok istemiştim.” “Sonra?” “Babam yükseklikten korktuğum için izin vermemişti.” Yağız gülümsedi. “O zaman bugün bir ilki daha yaşayacaksın.” Banu kaşlarını kaldırdı. “Ben mi?” “Evet.” “Yağız, hayır.” “Neden?” “Korkarım.” “Teknede de korkmuştun.” “Ama sen vardın.” Bu cümle ikisini de susturdu. Banu söylediklerinin farkına varınca gözlerini kaçırdı. “Yani… şey…” Yağız yüzündeki tebessümü gizleyemedi. “Demek bana güveniyorsun.” Banu hafifçe gülümsedi. “Biraz.” “O zaman gel.” Elini uzattı. Bu kez Banu hiç düşünmeden elini onun eline bıraktı. Dönme dolap yavaşça yükselmeye başladı. İlk başta Banu heyecanla etrafa bakıyordu ama kabin yükseldikçe parmakları Yağız’ın elini daha sıkı tutmaya başladı. “Çok yükseldik.” “Biraz.” “Biraz mı?” “Tamam… biraz fazla.” Banu derin bir nefes aldı. “Ben aşağı bakmayacağım.” “Bakma.” “Nereye bakayım?” Yağız gülümseyerek onu işaret etti. “Bana.” Banu başını çevirdi. Göz göze geldiler. Bir anda korkusunu unutmuştu. Rüzgâr Banu’nun saçlarını yüzüne savuruyordu. Yağız, tereddüt ederek uzandı. “İzin verir misin?” Banu sessizce başını salladı. Yağız, yüzüne düşen saç tutamını kulağının arkasına nazikçe yerleştirdi. Parmakları yanağına hafifçe dokundu. Banu’nun nefesi hızlandı. O an dönme dolap rüzgârın hafif uğultusu eşliğinde hareketsiz kalmıştı. Aşağıdan görevli görevlilerin sesleri duyuluyor, fakat söyledikleri kelimeler yükseklik yüzünden seçilemiyordu. Kabinin içinde ise zaman sanki durmuştu. Altlarında bütün kasaba ışıl ışıl görünüyordu. Deniz, ay ışığını bir ayna gibi yansıtıyordu. İkisi de manzaraya bakacaklarına birbirlerine bakıyordu. Yağız sakin bir sesle, “Korkma, birazdan çalışır,” dedi. Banu başını salladı ama kolunu bırakmadı. Yağız da onu rahatlatmak istercesine omzuna hafifçe dokundu. Birbirlerine bu kadar yakın oldukları o sessiz anda, ikisi de aynı şeyi hissediyordu: Artık bu tatil sadece güzel bir anı olmaktan çıkmıştı. Banu hâlâ Yağız’ın koluna tutunuyordu. Kalbi öylesine hızlı atıyordu ki bunu onun da duyabileceğini düşündü. Birkaç saniye sonra farkına varıp yavaşça geri çekilmek istedi ama Yağız, ürkek bir hareketle elini bırakmadı. “İyi misin?” diye fısıldadı. Banu başını salladı. “Evet… Sanırım korkudan sana fazla sarıldım.” “Şikâyet ettiğimi hatırlamıyorum.” Banu istemsizce gülümsedi. Gözlerini kaçırmaya çalıştı ama başaramadı. Yağız’ın gözleri ay ışığında her zamankinden daha sıcak görünüyordu. Aralarında söylenmeyen onlarca cümle dolaşıyordu. “Ne?” diye sordu Banu, utangaç bir tebessümle. Yağız derin bir nefes aldı. “Sana bakmayı bırakamıyorum.” Banu’nun yanakları bir anda pembeleşti. Gözlerini kaçırdı, sonra yeniden ona baktı. Sanki her baktığında biraz daha cesaret buluyordu. “Ben de…” dedi neredeyse duyulmayacak bir sesle. “Galiba.” Yağız alçak bir sesle konuştu. “Bir şey itiraf edeceğim.” Banu’nun kalbi hızlandı. “Dinliyorum.” “İlk gün seni gerçekten çok sinir bozucu bulmuştum.” Banu gülmeye başladı. “Ben de seni.” “Ama sonra…” Yağız birkaç saniye sustu. “…sen gülünce bütün sinirim geçmeye başladı.” Banu’nun gözleri yumuşadı. “Ben de ne zaman seninle olsam… istemeden gülüyorum.” Aralarında tatlı bir sessizlik oluştu. Yağız usulca Banu’nun elini sıktı. “Bu yaz bittiğinde…” Banu heyecanla ona baktı. “…birbirimizi özler miyiz?” Banu hiç düşünmeden cevap verdi. “Ben özlerim.” Yağız’ın yüzünde, şimdiye k…