İlk Dans
Yazar: Young Ladyyy

Meydandaki ışıklar bir anda söndü. Birkaç saniyelik sessizliğin ardından küçük ampuller tek tek yanmaya başladı. Rengârenk ışıklar, meydanın ortasındaki taş zemini aydınlatıyordu. Sahnenin yanında duran küçük orkestra yavaş bir melodi çalmaya başladı. Sunucu mikrofonu eline aldı. “Çiftlerimizi piste alalım!” Banu olduğu yerde kaldı. “Ben dans edemem.” Yağız da aynı anda konuştu. “Ben de.” Sunucu gülerek onları işaret etti. “Siz ikiniz! Buyrun.” İki anne hiç vakit kaybetmeden arkalarından hafifçe itti. Banu dengesini kaybedince Yağız’ın koluna tutundu. “Anne!” Sevim Hanım kahkaha attı. “Git kızım.” Banu fısıldadı. “Yaa bu çok utanç verici.” Yağız da eğilip aynı sessizlikte cevap verdi. “Bence kaçarsak daha çok rezil oluruz.” Banu istemsizce güldü. “Doğru söylüyorsun.” İkisi ağır adımlarla meydana çıktılar. Etrafta onlarca çift vardı. Kimi yıllardır evliydi… Kimi yeni nişanlanmıştı… Kimi ise çocuklarıyla eğleniyordu. Aralarında en genç çift neredeyse onlardı. Banu heyecandan ellerini ne yapacağını bilemiyordu. “Şimdi ne olacak?” Yağız derin bir nefes aldı. “Sanırım…dans edeceğiz.” “Harika.” “Benim de pek bildiğim söylenemez.” “Gerçekten mi?” “Gerçekten.” Banu hafifçe güldü. “İçim rahatladı.” Yağız sağ elini yavaşça ona uzattı. “İzin var mı?” Banu, uzanan ele baktı. Kalbi hızlanmaya başlamıştı. Eli buz gibiydi. Yavaşça elini onun avucuna bıraktı. Yağız parmaklarını usulca kapattı. O an… ikisinin de nefesi değişti. Banu, avucundaki sıcaklığı hissedebiliyordu. Yağız ise onun elinin hafifçe titrediğini. “Heyecanlı mısın? diye fısıldadı. Banu gülmeye çalıştı. “Biraz.” “Ben de.” Bu itiraf ikisini de rahatlattı. Yağız diğer elini yavaşça Banu’nun beline koydu. Öylesine dikkatli davranıyordu ki sanki ona dokunmaktan çekiniyordu. Banu’nun nefesi bir anlığına kesildi. Aralarındaki mesafe iyice azalmıştı. Banu başını kaldırdı. Yağız’ın yüzü ilk kez bu kadar yakındı. Ela gözleri ışıkların altında daha da belirginleşmişti. Kalbi öyle hızlı atıyordu ki… “Lütfen bunu duymasın…” diye geçirdi içinden. Müzik yavaş yavaş hızlandı. Yağız küçük bir adım attı. “Sol.” Banu da onu takip etti. Sonra sağ… Sonra tekrar sol… İlk birkaç adım oldukça sakardı. Banu yanlışlıkla Yağız’ın ayağına bastı. “Ah!” Banu gözlerini kapattı. “Özür dilerim!” Yağız gülmeye başladı. “İyi ki çelik burunlu ayakkabı giymemişim.” Banu da gülmeden edemedi. “Dalga geçme.” “Geçmiyorum.” “Acıdı mı?” “Biraz.” “Çok mu?” “Abartacak kadar değil.” Banu’nın yüzündeki mahcup ifade öyle tatlıydı ki Yağız gözlerini ondan alamadı.“İyi ki bastın.” Banu şaşkınlıkla baktı. “Ne?” “Yoksa bu kadar yaklaşamazdık.” Banu’nun yanakları bir anda kızardı. “Sen…” “Ne?” “Son günlerde çok farklı konuşuyorsun.” Yağız birkaç saniye sustu. Sonra gülümseyerek cevap verdi. “Belki de son günlerde her şey farklıdır.” Banu bu cümlenin altında başka bir anlam aradı. Tam soracaktı ki orkestra daha romantik bir parçaya geçti. Meydandaki bütün çiftler birbirine biraz daha yaklaştı. Yağız, Banu’nun gözlerinden izin ister gibi baktı. Banu, bakışlarını kaçırmadı. Sessizce başını salladı. Yağız onu çok yavaş bir hareketle kendine biraz daha yaklaştırdı. Artık aralarında neredeyse hiç mesafe kalmamıştı. Banu, Yağız’ın kalbinin ritmini hissedebiliyordu. Yağız da onun nefesini. İkisi de konuşmuyordu. Konuşsalar büyü bozulacakmış gibiydi. Etraflarındaki insanlar… Müzik… Işıklar… Hepsi silikleşmişti. Sanki koskoca meydanda yalnızca ikisi vardı. Tam o anda Banu’nun kulağının yanına eğilen Yağız, alçak bir sesle konuştu. “Bir şey söyleyeceğim.” Banu’nun kalbi yerinden çıkacak gibiydi. “N-ne?” Yağız gülümsedi. “İlk gün seni gördüğümde…” Banu nefesini tuttu. “…bu tatilin bu kadar güzel geçeceğini hiç düşünmemiştim.” Banu’nun yüzünde, farkında olmadan sıcacık bir gülümseme oluştu. “Ben de…” diye fısıldadı. “…ilk gün senden bu kadar hoşlanacağımı hiç düşünmemiştim.” Bu cümle dudaklarından çıkar çıkmaz ikisi de donup kaldı. Banu, ne söylediğini fark edince gözlerini kocaman açtı. “Ben… şey…” Utançla başını eğdi. Yağız ise şaşkınlığı…