Mecburi Ortaklık
Yazar: Young Ladyyy

Gece yarısı denize girdikleri için iki aile de onları epeyce dinlemişti.“İkiniz de çocuk gibisiniz.Ya hasta olsaydınız? Bu saatte denize girilir mi?” Banu ile Yağız, azar işiten iki lise öğrencisi gibi başları önde oturuyorlardı. Yağız, Banu’ya göz ucuyla baktı. Banu dudaklarını birbirine bastırmış, gülmemek için kendini zor tutuyordu. Yağız da dayanamadı. Omzunu hafifçe silkti. Banu’yla göz göze geldi. İkisi de aynı anda kahkahaya boğuldu. Sevim Hanım ellerini iki yana açtı. “Bir de gülüyorlar!” Derya Hanım başını salladı. “Pes doğrusu.” Öncesiyle uyumlu, daha akıcı ve duyguyu hissettiren bir anlatım şöyle olabilir: İkisi de gülümseyerek annelerine iyi geceler diledi. Günün tatlı telaşı ve bitmek bilmeyen kahkahaları hâlâ üzerlerindeydi. Koridorda birbirlerine son bir kez bakıp gülüştüler, ardından odalarına çekildiler. Yataklarına uzandıklarında gün boyunca yaşadıkları komik anlar birer birer gözlerinin önünden geçti. Her hatırladıklarında istemsizce yeniden gülüyor, yastıklarına yüzlerini gömerek kahkahalarını bastırmaya çalışıyorlardı. Dışarıda yaz gecesinin hafif esintisi perdeyi usulca sallarken, içeride huzurun sıcacık sessizliği vardı. İkisinin de yüzünde farkında bile olmadıkları mutlu bir tebessüm belirmişti. Kalpleri hafif, zihinleri huzurluydu. Bu güzel günün verdiği mutlulukla göz kapakları ağırlaştı. Gülümsemeleri yüzlerinden hiç silinmeden, yarının neler getireceğini merak ederek derin ve huzurlu bir uykuya daldılar. Ertesi sabah… Banu odasının kapısını açar açmaz burnuna mis gibi gözleme kokusu geldi. Merdivenlerden inerken mutfaktan kahkahalar yükseliyordu. Masaya oturduğu anda Hasan Bey elindeki broşürü salladı. “Bugünkü plan belli.” Banu ekmeğine reçel sürerken sordu. “Neymiş?” “Kasabanın yemek festivali.” Yağız gülümseyerek, “Yemek kısmı güzelmiş.” Hasan Bey devam etti. “Bir de çiftler yarışması var.” Banu ile Yağız aynı anda başlarını kaldırdılar. “Ne yarışması?” “Birlikte yemek yapma yarışması.” Banu rahatladı. “Bizi ilgilendirmiyor.” Hasan Bey sırıttı. “İlgilendiriyor.” “Neden?” “Çünkü sizi yazdırdım.” Banu elindeki çayı neredeyse döküyordu. “Ne yaptın?” Yağız da aynı şaşkınlıkla, “Hasan amca, şaka yapıyorsun değil mi?” Hasan Bey keyifle çayından bir yudum aldı. “Hayır. İsimleriniz dün gece verildi.” Banu iki eliyle başını tuttu. “Ben yemek yapmayı bilmiyorum.” Yağız rahat bir tavırla konuştu. “Ben biliyorum.” Banu ona döndü. “Gerçekten mi?” “Yumurta yakmadan yapabiliyorum.” “Bu mu biliyorum demek?” “Bir de makarna.” Banu gülmeye başladı. “Mahvolduk.” Yağız gülerek ayağa kalktı. “Bir saatimiz var. Hazırlansak iyi olacak.” Banu derin bir nefes verdi. “Bence hazırlanmak da bizi kurtarmayacak.” “Neden?” “Çünkü yemek yapmayı bilmiyorum.” Yağız omzunu silkti. “Ben de çok iyi sayılmam.” “Bir yumurta ve makarnayla övünen sensin.” “Onlar başlangıç seviyesi başarılar.” Banu kahkaha attı. “Bu özgüvene hayran kaldım.” “Birileri inanmalı.” “Ben değilim.” “Fark ettim.” İkisi de gülümseyerek odalarına çıktı. Yaklaşık yarım saat sonra yazlığın önünde buluştular. Banu, beyaz keten bir elbise giymişti. Rüzgâr saçlarını hafifçe savuruyordu. Yağız bahçe kapısından çıktığı anda onu gördü. Olduğu yerde birkaç saniye durdu. “Vay canına…” Banu, Yağız’ın kendisine baktığını fark edince kaşlarını kaldırdı. “Ne oldu?” Yağız hemen toparlandı. “Hiç.” “Hiç gibi durmuyordu ama...” “Sadece…” “Sadece ne?” “Bu renk sana yakışmış.” Banu beklemediği bu iltifat karşısında kısa süre ne söyleyeceğini bilemedi. Yanakları hafifçe kızardı. “Teşekkür ederim.” Sonra durumu kurtarmak istercesine gülümsedi. “Sen de… fena görünmüyorsun.” Yağız eliyle kalbini tuttu. “Bu bir iltifat mıydı?” “Abartma.” “Ama öyleydi.” “Belki birazcık.” Yağız zafer kazanmış gibi gülümsedi. “Bunu bir yere not edeceğim.” Tam o sırada Sevim Hanım kapıyı kilitleyip yanlarına geldi. “Çocuklar, hazır mısınız?” “Hazırız.” dedi Yağız. Banu ise gülerek başını salladı. “Yarışmayı kazanmak için değil ama eğlenmek için hazırız.” Hasan Bey arabayı çalıştırırken arkadan seslendi. “O…