Gece Hazine Avı
Yazar: Young Ladyyy

Kasabanın meydanı rengârenk fenerlerle aydınlatılmıştı. Müzik sesleri taş sokaklara yayılıyor, herkes heyecanla yarışmanın başlamasını bekliyordu. Sunucu elindeki mikrofonla yüksek sesle konuştu. “Kurallar çok basit! Her takım verilen ipuçlarını çözecek. İlk hazineyi bulan takım büyük ödülü kazanacak.” Banu haritaya baktı. “Umarım kaybolmayız.” Yağız gülümseyerek omzunu silkti. “Ben varken mi?” Banu alaycı bir ifadeyle baktı. “Teknede şamandıraya çarpan kişi sen değil miydin?” Yağız boğazını temizledi. “O küçük bir yol kazasıydı.” “Tabii.” Sunucu düdüğü çaldı. “Başla!” Herkes farklı yönlere koşmaya başladı. Banu ile Yağız da ilk ipucunu açtı. “Denizin sesini duyduğun ama onu göremediğin yerde ikinci ipucu seni bekliyor.” Banu kaşlarını çattı. “Bu ne demek?” Yağız birkaç saniye düşündü. “Dar sokaklar.” “Neden?” “Orada denizi duyarsın ama göremezsin.” Banu istemese de kabul etti. “Galiba haklısın.” İlk kez Yağız’ın fikrine hiç itiraz etmeden peşinden yürüdü. Taş sokaklar sessizdi. Eski Rum evlerinin duvarlarını begonviller sarmıştı. Ay ışığı taş zemine vuruyor, sokak lambaları loş bir ışık yayıyordu. Bir kedi sessizce önlerinden geçti. Banu ürkerek durdu. “Ödümü kopardı.” Yağız gülümsedi. “Kediden mi korkuyorsun?” “Korkmuyorum.” “Az önce zıpladın.” “Refleksti.” “Tabii.” Banu hafifçe omzuna vurdu. “Dalga geçme.” Yağız kahkaha attı. “Tamam, geçmiyorum.” Tam o sırada eski bir çeşmenin yanında küçük, ahşap bir kutu gördüler. İçinde ikinci ipucu vardı. Banu heyecanla açtı. “Kalplerin kilitlendiği yerde sır seni bekliyor.” İkisi aynı anda birbirine baktı. “Kalplerin kilitlendiği yer?” Banu düşündü. “Ne olabilir?” Yağız’ın aklına bir şey geldi. “Liman.” “Neden liman?” “Orada dilek kilitleri asılan köprü vardı.” Banu gülümsedi. “Bu sefer gerçekten zekiceydi.” “Teşekkür ederim.” “Şımarma.” “Biraz geç kaldın.” Köprüye vardıklarında yarışmacıların çoğu henüz oraya ulaşmamıştı. Demir korkuluklar yüzlerce renkli kilitle doluydu. Her kilidin üzerinde isimler… Tarihler… Küçük kalpler… Banu parmaklarını kilitlerin üzerinde gezdirdi. “İnsanlar gerçekten birbirlerini sonsuza kadar seveceklerine inanıyor.” Yağız onun yüzüne baktı. “Sen inanmıyor musun?” Banu omuz silkti. “Bilmiyorum.” “Belki doğru insanı bulunca inanırsın.” Banu başını kaldırdı. Yağız’ın gözleri bu kez şaka yapmıyordu. Bakışları o kadar derindi ki… Banu birkaç saniye konuşamadı. Kalbi yeniden hızlandı. Tam o sırada üçüncü ipucunu buldular. “Son durak… Eski deniz feneri.” “Koş!” dedi Yağız. Banu hiç düşünmeden onunla birlikte koşmaya başladı. Taş merdivenleri çıkarken nefes nefese kalmışlardı. Tam fenerin kapısına ulaştıklarında başka bir takım da arkalarındaydı. “Çabuk!” diye bağırdı Banu. Yağız kapıyı açtı. İçerisi karanlıktı. Sadece ay ışığı küçük pencereden içeri süzülüyordu. Hazine sandığını ilk gören Banu oldu. “Orada!” Tam sandığa uzanacakları sırada Banu’nun ayağı gevşek bir taşa takıldı. Dengesi bozuldu. “Yağız!” Hiç düşünmeden elini uzatan Yağız, onu belinden yakaladı. Banu’nun yüzü Yağız’ın yüzüne yalnızca birkaç santimetre uzaklıktaydı. İkisi de nefes almayı unutmuş gibiydi. Banu, onun gözlerine baktı. Yağız da onunkilere… Kalabalığın sesleri uzaktan geliyordu. Sanki fenerin içinde sadece ikisi kalmıştı. Yağız usulca fısıldadı. “İyi misin?” Banu’nun sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı. “İyiyim.” ama kalbi hiç de öyle söylemiyordu. O an Yağız’ın bakışları istemsizce Banu’nun dudaklarına kaydı. Banu bunu fark etti. Nefesi hızlandı. İkisi de kıpırdamıyordu. Aralarındaki mesafe giderek yok oluyordu… Tam o sırada dışarıdan sunucunun sesi duyuldu. “Bir dakikanız kaldı!” İkisi de irkilerek geri çekildi. Banu utançla saçlarını düzeltti. Yağız boğazını temizledi. “Şey… hazine…” “Ha… evet.” İkisi de aynı anda sandığa yöneldi. Sandığı açtıklarında içinden altın renkli bir anahtar ve küçük bir zarf çıktı. Zarfın üzerinde tek bir cümle yazıyordu: “Bazı hazineler sandıkların içinde değil, beklenmedik karşılaşmalarda saklıdır.” İkisi de cümleyi sessizce okudu. Sonra farkında ol…