Bir vatan iki hikaye tek kader
Lara karaca
Yazar: karabasan

Selamün aleyküm arkadaşlar yeni bölüm geldi inşallah beğenirsiniz şimdiden gözlerinize sağlık 💖🌸 Sınır hattındaki uçsuz bucaksız ovanın üzerine kara bir çarşaf gibi çökmüştü. Rüzgar, terk edilmiş taş hanın çatlaklarından sızarken ıslık çalıyor, sanki yaklaşmakta olan fırtınanın haberini veriyordu. Bu eski yapı, yüzyıllar boyu kervanları ağırlamış olsa da bu gece, tarihin en sessiz ve en tehlikeli misafirlerini ağırlamaya hazırlanıyordu.Hanın yaklaşık beş yüz metre uzağındaki tepelik alanda, Göktürk Timi birer kaya parçası kadar hareketsizdi. Yaman, gece görüş dürbünüyle binayı süzüyordu. Telsizinden gelen hafif cızırtı, sessizliği bozdu."Kule mevzide. Giriş ve çıkışlar kontrol altında. Görünürde sadece iki sivil araç var Yüzbaşım."Yaman, "Beklemede kal," dedi fısıltıyla. "Hedefler henüz içeride değil. Çivi, çatıda hareket görürsen rapor et.""Anlaşıldı komutanım. Gözümü bile kırpmıyorum."Yaman, tüfeğinin emniyetini açarken içindeki o tuhaf huzursuzluğu bastırmaya çalıştı. Albay’ın gösterdiği o fotoğraf zihninde dönüp duruyordu. *Lara Karaca.* Eğer o kadın gerçekten dedikleri kadar iyiyse, şu an onları bir yerlerden izliyor olabilirdi.Aynı anlarda, hanın arka tarafındaki kurumuş dere yatağında bir gölge hareket etti. Lara, siyah taktik kıyafetlerinin içinde geceyle bütünleşmişti. Nefes alışverişi bile kontrollüydü. Termal gözlüğünü indirip hanın duvarlarını taradı. Binanın içinde üç ısı kaynağı vardı: İkisi masada oturuyordu, biri ise kapıda nöbet tutuyordu. Ama dışarıdaki tepelerde fark ettiği o küçük ısı noktaları, planını değiştirmesine neden olmuştu.*Özel Kuvvetler,* diye düşündü Lara. *Yaman, beklediğimden erken gelmişsin.*Lara, bileğindeki mini ekrandan sinyal bozucu cihazı aktif hale getirdi. Bu cihaz, birkaç dakikalığına askeri telsiz frekanslarını karıştıracak ve ona sızması için gereken o dar zaman aralığını yaratacaktı. Bir kedi çevikliğiyle taş duvarın üzerine tırmandı ve ikinci kattaki kırık pencereden içeri süzüldü. Ayak sesleri, rüzgarın uğultusu arasında kaybolup gitti.Aşağıda, hanın ana salonunda lüks bir çantanın fermuarı açıldı. Masanın üzerindeki gaz lambasının titrek ışığında, gümüş renkli bir flaş bellek parladı."Para nerede?" dedi tok bir ses."Önce malın sağlam olduğunu görelim," diye yanıtladı diğeri.Tam o sırada hanın büyük kapısı büyük bir gürültüyle sarsıldı. Yaman ve timi, baskın emrini almıştı. Ancak içeri girmek üzereyken, binanın içinden kulakları tırmalayan bir metal sesi ve ardından gelen bir patlama yankılandı. Bu bir bomba değildi; bir sis bombasıydı.Yaman, "Girin! Girin! Girin!" diye bağırdı.İçerisi saniyeler içinde beyaz bir duman bulutuyla kaplandı. Yaman, tüfeğinin fenerini açıp odayı tararken, masanın üzerindeki flaş belleğe doğru uzanan ince, siyah eldivenli bir el gördü."Dur!" diye kükredi Yaman.Lara, elinde bellekle dumanın içinden sıyrıldı. Fenerin ışığı bir anlığına gözlerine vurduğunda, Yaman o keskin bakışları tanıdı. Fotoğraftaki kadındı. Ama Lara durmadı; bir sandalyenin üzerine basıp üst kata doğru bir hamle yaptı.Yaman, arkasından hamle yaparken Lara havada dönerek Yaman’ın göğsüne sert bir tekme savurdu. Yaman gerilese de dengesini kaybetmedi ve kadının bileğini kavradı. İkisi de silahlarını kullanamayacak kadar yakın mesafedeydi artık."O belleği bana ver, Lara," dedi Yaman, dişlerinin arasından.Lara, hafifçe gülümsedi. Bu, bir teslimiyet değil, bir meydan okuma gülüşüydü. "Çok yavaşsın Yüzbaşı. Teşkilat size artık sadece gürültü yapmayı mı öğretiyor?"Tam o sırada dışarıdan ağır makinelilerin sesi duyuldu. Hanın asıl sahipleri, yani veriyi satmaya çalışanların destek ekipleri binayı kuşatmıştı. Şimdi, aralarında kan davası olan iki birimin temsilcileri, hayatta kalmak için birbirlerine muhtaç hale gelmişti.Yaman, dışarıdaki mermi seslerinin arasında Lara’nın gözlerine baktı. "Şimdi kavga mı edeceğiz, yoksa buradan beraber mi çıkacağız?"Lara, bileğini Yaman'ın elinden kurtardı ve belindeki bıçağı çekti. "Çıkışa kadar geçici ateşkes. Ama dışarı çıktığımızda o bellek bende kalı…