1-Bölüm
Yazar: gölgeli satırlar

Bir yaz akşamı düştü kalbime sessizce Yabancı bir melodi karıştı gün batımına Ben kaçtıkça yazdı kader satırlara Bir şarkı başladı, ben daha farkına varmadan. Kapıyı açtığımda içerideki güneşin hapis olduğu o sıcak hava karşıladı. Sanki yaz, dışarıda değil de içeride bir yerde saklanıyordu. İçeriye adımımı attığımda kapının yanına valizimi bıraktım ve içeri ilerledim. Ayakkabılarımın çıkardığı ses bile bu evde yabancı gibi değil tanıdık bir melodi gibi yankılanıyordu. Salona ilerlediğimde beni eşyaların üzerine örtülmüş tozlu çarşaflar karşıladı. Bunları geçen yaz örtmüştük. Ama sanki geçen yaz hiç gitmemiş gibi… sadece bir yerde durup bizi beklemişti. Bir an durdum. Ev aynıydı. Koltuğun üzerindeki çarşaflardan birini çektiğimde tozlar havaya uçuştu. Işıkla birleşince havada dans eden küçük parçacıklar gibi göründüler. Bir an için o tozların sıradan bir şey olmadığını düşündüm; sanki bu evin hatırladığı her şeydi. Elimi geri çektim ve parmaklarımın ucuna yapışan ince tabakaya baktım. Gülümsedim. Bu tozlar benim için yazın geldiğini hatırlatan küçük bir detaydı. Her yıl aynı sahne, aynı koku, aynı his… “Kızım camları açsana içerisi toz içinde!” annemin seslenişiyle içimdeki romantizm bozuldu ve gerçek dünyaya geri döndüm. “Tamam anne.” Camı açmak için perdeleri çektiğimde karşımdaki masmavi deniz gözüktü. Deniz, güneşin altında parlıyordu; suyun üstü küçük ışık kırıntılarıyla doluydu. Rüzgâr içeri doldu. Perdeler hafifçe sallandı. O an fark ettim… yaz sadece gelmemişti, çoktan her yere yerleşmişti. Derin bir nefes aldım. Tuz kokusu. Her yaz aynı koku. Ama nedense her seferinde biraz daha farklı hissettiriyordu. “Larin!” annem tekrar seslendi. “Geliyorum,” dedim gözümü denizden ayırmadan. Karşımdaki deniz manzarasından zorda olsa gözlerimi ayırdım. Annemin yanına kapıya yöneldiğimde ellerindeki valizleri taşıyordu onun peşi sıra gelen babamın elindeyse mutfak için yaptığımız alışveriş poşetleri vardı. Annem holde durduğunda babamda arkasında durdu ve yorgun bir edayla elindeki poşetleri yere bıraktı. “Şimdi,” annem ciddi bir sesle konuşmaya başladığında bir bana bir de arkasındaki babama bakıyordu. “Hakan sen poşetleri mutfağa götür sonrada valizleri yukarı çıkar. Larin sende önce odanı toparla, temizle, bende içerinin tozunu alacağım.” “Emret Meral’im.” Diyen babam annemin yanağına öpücük kondurdu ve yere bıraktığı poşetleri alarak mutfağa ilerledi. Ardından annem bana dönünce gerginlikle “Hemen gidiyorum.” Diyerek sağımdaki merdivenlerden yukarı çıkmaya başladım. Annem buraya her geldiğimizde ilk iki gün temizlik meselesi yüzünden çok gerilirdi ve o zamanlarında annemle ters düşmek isteyeceğim son şeydi. Hızla merdiveni çıktığımda merdivendeki tüm tozu kaldırmıştım ve annemin ardımdan çıkarttığı homurtular duyuluyordu. Aceleyle odama girdim. Kapıyı ardımdan aralık bıraktım ve olduğum yerden odamı inceledim. Her yaz yaptığım gibi… Yatağım, kitaplığımda her yaz okuduğum kitaplar, duvarda her yaz çektiğim fotoğraflarım, köşede duran gitarım, küçük çalışma masamın üzerindeki defterlerim. Şarkı yazdığım, içindeki yarım kalan sözler barındıran o defterler… Küçük adımlarla masaya ilerledim ve elim benden bağımsız olarak defterin üzerinde dolaştı, sayfalarını çevirdim. Dudaklarımda küçük bir gülümseme vardı. Bunlar anlık olarak yazdığım, çocukça şeylerdi. Bu yaz bana daha gerçek daha ben olan bir şarkı lazımdı. Kapım tıklatıldığında defteri kapattım ve arkamı döndüğümde kapının önünde büyük valizimle olan babamı gördüm. “Korkuttum mu?” diye sordu babam, bir yandan da valizi odanın içine koymuştu. “Hayır, sadece defterimi karıştırırken dalmışım öyle.” Derken yanına gittim. Valizimi alarak yatağıma çıkardım. Fazla ağır olduğu için zorlanmıştım ama yatağım çok yüksek olmadığı için kolayca çıkarmıştım. “Of ne çok şey almışım yanıma ya?” diye kendi kendime mırıldanırken babamın arkadan kısık sesle güldü ve sonrasında eşyalarımı yerleştirmem için beni yalnız bıraktı. Yatağımın üzerinde valizimi açtıktan sonra dolabımın da kapağını açtım. H…