Bölüm 5
Yazar: matacoope

Vasidir gözlerini açtığında, odanın içi şömineden yayılan cılız ateşle aydınlanıyordu. Vücudu kurşun gibi ağırdı, sanki kilolarca taş yutmuş, o taşlar da göğsünün üstüne bastıran görünmez bir ağırlık gibi üstüne çökmüştü. Birkaç saniye boyunca, nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Hafızasını yokladı fakat son birkaç anısı birbirine girdi. Sesi çıkmayacak kadar kuru olan boğazını temizlemeye çalıştı, hafif bir inilti dışında bir şey çıkmadı. Bracha sesi fark ettiği gibi yatağından fırlayıp, Vasidir’in yanında bitti. “Uyanmışsın.” dedi panikle, kılıç kardeşinin ateşine bakarken. “Nasılsın?” “Su…” Bracha, küçük masanın üzerinde duran matarayı kaptı ve kapağını açmadan önce, Vasidir’in oturur pozisyona geçmesine yardımcı oldu ardından matarayı dudaklarına dayadı. “Yavaş iç.” Suyun çeyreğini midesine indirirken ağzındaki kuruluk biraz olsun gitti. “Neler oldu?” diye mırıldandı. Bracha, dudağını ısırarak bir an tereddüt etti. Sonra başını hafifçe çevirerek odanın köşesine baktı. Vasidir, Bracha’nın gözlerinin takip ettiği yöne döndüğünde Angela’yı fark etti. Odadaki üçüncü yatakta yatıyordu. Bilekleri hâlâ bağlıydı. Saçları dağılmış, yanağı hafifçe morarmıştı. Nefesi düzenliydi ama gözleri kapalıydı. Uyuyor gibiydi, ya da bilincini kaybetmişti. Vasidir’in hatırları ansızın geri döndü. Karın boşluğuna gelen okla geri düştüğünü hatırladı. Yarası. Kan. Isı. Avcının yediği dayak. “Neden vurdun ona?” “Kendimi tutamadım.” dedi Bracha hafif bir pişmanlıkla. “Sana saatler önce müdahale edebilirdi ama yapmadı. Ben de sinirlendim.” Vasidir duyduklarına inanamıyormuş gibi kılıç kardeşine baktı. “O beni kurtardı!” dedi kısık sesle konuşmasına rağmen sesi hafifçe yükselmişti. “Hayır, o seni vurdu. Eğer seni vurmamış olsa, kurtarmasına da gerek kalmazdı.” “Bracha…” dedi zorlukla. “Amacı beni öldürmek olsa oku kalbime ya da boğazıma nişanlardı. Yanlışlıkla yaptığı bariz işte.” Bracha sakalını sıvazladı. “Belki kalbini veya boğazını nişanlamıştı ama ıskaladı?” “Geyik avlıyordu.” “Hayır, Vas!” diye itiraz etti Bracha. “Bahane bulup, insanların suçlarını hafifletmek yok. Vazgeç artık şu alışkanlığından.” “Bracha, çöz kızı.” “Hayır.” “Çöz dedim. Siz tekrar düello atana kadar, hala eşitsiniz.” derin nefes alarak sözlerine devam etti. “Anlıyorum, kızgınsın, öfkelisin ama birisini saatlerce bağlı tutmak etik değil.” “Kız, Nelson’dan eğitim almış.” diye patladı Bracha. “Hala onu çözmemi istiyor musun?” Vasidir'in yüzü gerildi. Nelson’un adını duyunca midesi kasıldı. Bracha, Vasidir’in tereddüdünü fark ettiğinde alaycı bir kahkaha attı. “Bak, etik kurallarının da sınırı var.” “İyi, bırak bağlı kalsın.” Vasidir sudan birkaç yudum daha aldı ve sesini fısıltıya dönüştürdü. “Plan işe yaradı mı?” “Henüz bilmiyoruz. Yemi yutup yutmadıklarını öğrenmek için biraz daha beklememiz gerekecek.” “Kaç kayıp var?” “İki taraftan da toplam bir düzine.” “Güzel.” dedi Vasidir biraz keyiflenerek. “Güzel mi? İnsanlar öldü…” “Kayıp vermeden kazanılan zafer, şüpheli zaferdir. Unutma.” Avcının tarafına kaçamak bir bakış attıktan sonra devam etti. “Diğerleri ne durumda?” “Küçük sıyrıklar ve yaralanmalar dışında önemli bir şeyleri yok.” Vasidir gözlerini kapadı, düşünceler zihninde birbirine dolandı. “Düşünüyorum da…” dedi Vasidir usulca, “Eğer Nelson’un eğittiği biriyse, niye bizi öldürmeye çalışmadı?” “Belki de kim olduğumuzu anlamamıştır.” “Olası.” diye mırıldandı Vasidir. “Barnabas’lılardan nefret ediyorum.” “Vaftiz annenden de mi?” diye sordu Bracha, boğazından yükselen tıslamayla karışık kıkırdamayla. Vasidir gözlerini devirdi. “Niye durduk yere o konuyu açtın ki şimdi? Neyse güneş doğdu mu?” “Neredeyse öğlen oldu, ışık rahatsız etmesin diye hancıdan kalın koyu perdeler istedim.” Bracha yerinden kalktı ve odanın köşesine ayırdığı yemek tepsisine yürüdü. “Aç mısın?” “İştahım yok.” “Ne zaman iştahın oldu ki zaten? Savaşlarda bile iki lokma bir şey yemeden ayakta duruyordun.” Bracha ağır adımlarla odanın içinde yürüyüp, tepsiyi Vasidir’in kucağına koydu. “Yaranın hızlı iyileşmesi…