Bölüm 2
Yazar: matacoope

Dalgalar sakince denizdeki gizemleri kıyıya taşımaya devam ederken, kumsalda yatan ölü bedenler, birkaç saat önce yaşanmış felaketin sadece küçük bir özetinden başka bir şey değildi. Lord Arthur ölü bedenlerin arasında gezinirken, ölümün kokusu yavaş yavaş geceyi kaplamaya başlamıştı. Gecenin asil karanlığı ölülerin üzerini bir battaniye gibi örtmüştü. Lord Arthur pes etmiş şekilde yerde yatan cansız bedenlere baktı, ardından beklemekten yorulmuş ve ölü insanlarla aynı havayı solumaktan neredeyse baygınlık geçirecek genç askerlerine baktı. Artık yola çıkmaları gerekiyordu ama içinden bir ses fıçıların yanında ağlarla sarılmış adamın yanına gitmesi için onu dürtüyordu. Lord Arthur, sakince adamın yanına giderken elindeki meşaleyi hafifçe adama yaklaştırıp diz çöktü. Adamın tamamen parçalanmış ve kanlar içindeki suratına rağmen susuzluktan çatlamış dudaklarıyla boğazından yükselen hırıltıyla kesik kesik nefes alıp veriyordu. Lord Arthur bir anlık heyecanla yardım istemek için elini kaldırdığı anda yerde cansız gibi yatan adam son gücünü kullanıp Lord Arthur’un bacağını yakaladı ve kendisini lorda doğru çekmeyi başardı. Lord Arthur son nefesini vermeden önce adamı koltuk altlarından yakaladı ve adamın çenesini tutup sertçe çevirdi. Adam boş ve güçsüz bakışlarla Lord Arthur’a kaydı. Küçümseyerek bir kahkaha attı ve aşırı hırıltılı bir sesle konuşmaya başladı; her çıkarmayı başardıpı sözcükle ağzından biraz kan geliyordu. “Benim için çok geç anlamıyor musun?” “Hala birkaç dakikalık ömrün var yaşlı adam konuşmaya başlasan iyi olur. Kimsin, bu topraklarda ne işin var?” Adam şiddetli bir şekilde sarsılmaya başlayınca kollarının üzerinde düştü ve ağzına biriken kanı yere tükürdü. Ağzının kenarlarından akan kanı koluyla sildikten sonra onunla birlikte yere eğilmiş Lord Arthur’un güçlü suratına baktı. Bir insan ölürken böyle bir surat görmemeli diye geçirdi içinden. Elini tehdit oluşturmayacak bir sakinlikle iç cebine götürdü ve küçük bir defter çıkarıp Lord Arthur’un göğsüne doğru ittirdi. “Telon Pagos’un mürettebatı. Karşı koyamadık.” “Telon Pagos kim? Neyden bahsediyorsun?” “Cadı Amiral.” Adam tamamen yere düşmeden önce eliyle defteri işaret edip elini Lord Arthur’un kalbine koydu ve gözleri yukarı doğru kayarken ruhu bedeninden sıyrılıp özgürlüğüne kavuştu. Lord Arthur hiç vakit kaybetmeden defteri kemerindeki asılı olan çantaya koyup ayağa kalktı. Gürültülü bir şekilde ıslık çalıp tüm adamlarının dikkatini üzerine çekti ve denize doğru döndü. Sanki gecenin karanlığında birileri onları izliyormuş gibi bir his dolmuştu içine. Sesinin titremeyeceğine emin olduktan sonra bakışlarını denizden ayırmadan konuştu. “Hepsini kontrol edin, aralarında hala nefes alan varsa hemen kaleye götürün ve hepsinin üstünü arayın! Şüpheli bulduğunuz her şeyi bana getirmenizi istiyorum. Hızlı olun oyalanacak vaktimiz yok!” Adamlar, lordlarının verdiği emirle ölü bedenlerin üstüne çullandı ve aramaya başladı. Lord Arthur ise hızlı adımlarla atına doğru gitti. Hemen kaleye dönüp kral ve kraliçesine rapor vermesi gerekiyordu. *** Kral Lestr ve Kraliçe tahtlarına oturmuş ülkenin içine girdiği tahıl sorununu hararetli bir şekilde derebeyleriyle tartışıyorlardı. Bu sırada Lord Arthur büyük salonun sonunda durmuş olan biteni sakince dinliyordu. O kadar sıkıcı bir tartışmaydı ki, eğer biraz daha bunu izlerse ayakta uyuya kalabileceğinden endişeleniyordu. Neyse ki kurtarıcısı tam zamanında yetişmişti. Başhekim Ackerley’in çıraklarından biri aniden salona dalmış ve herkesin dikkatini çekmişti. Çırak içeri bu kadar patavatsızca girdiği için birkaç kere özür dilemiş ve elindeki mektubu Lord Arthur’a uzatmıştı. Lord Arthur kaşlarını çatarak çırağa baktı. “Bunun için biraz daha bekleyemez miydin?” “Çok üzgünüm efendim ama bunu size ulaştırmam istendi.” Lord Arthur ilk önce izin istemek için kral ve kraliçesine baktı. Kraliçe durumu başıyla hafifçe onaylarken, Kral Lestr bacak bacak üstüne attı ve salondaki herkesin dışarı çıkması için bir işaret yaptı. Derebeyleri hızl…