Bir Savaşçının Kalbi

Bölüm 9

Yazar:

Bir Savaşçının Kalbi – matacoope kitap kapağı
Bir Savaşçının Kalbi – matacoope kitap kapağı

Donmuş deniz, ufka kadar beyaz bir sonsuzluk gibi uzanıyordu. Yıldızsız, koyu gri bir gökyüzü tüm kasvetiyle limanın üzerinde çökmüş, her şey donmuştu. Limandaki gemiler kışın kollarında esir kalmış gibi, buzun üstüne çakılmış dev heykeller gibi görünüyordu. Hepsi de korkutucu bir düzenle dizilmişti. Limanın en uç noktasında, rüzgarın kırılgan buz kristallerini savurduğu soğuk yamaçta, uzun boylu bir adam duruyordu. Gözleri neredeyse ışık saçacak kadar parlak bir buz mavisiydi, karanlık gökyüzünün altında soğuk ve korkutucu bir parıltıyla ışıldıyordu. Gümüşi saçları omuzlarına dökülmüş, gece yarısında parıldayan bir ay ışığı gibi göz alıcıydı. Onu uzaktan gören biri, gökyüzünde parıldayan bir yıldızın yeryüzüne indiğini sanabilirdi. Saçlarının arasında zarif şekilde yerleştirilmiş gümüş yapraklardan ve mavi kristallerden oluşan bir taç vardı. Adamın keskin gözleri bir anda gökyüzünde hareket eden bir noktaya kilitlendi. Mor bir kuş kendisine doğru süzülerek geliyordu. Kuş, soğuk havaya meydan okuyarak daireler çizdi, sonra büyük bir incelikle adama doğru alçaldı. Yüzünde nadiren görülen, donmuş bir göl yüzeyine vuran güneş ışığı gibi kısacık bir gülümseme belirdi. Meclis çağrısına cevap vermişti. Kuş, limandaki eski ve donmuş bir geminin güvertesine zarifçe konduğunda, tüylerinin arasından belli belirsiz bir ışık dalgası yayıldı. Kuşun tüyleri çözünüp yerini ipek gibi akan siyah saçlar aldı. Kanatlar, iç içe geçmiş mor kumaşlara dönüşerek uzun, akıcı bir elbiseye evrildi. Kuşun zarif bedeni esnerken, pençelerinin yerinde artık çıplak ayaklar vardı; ayak bileklerini süsleyen ince zincirler rüzgârın şarkısını fısıldıyordu. Teninin solgun pürüzsüzlüğü nefes kesiciydi. Tanrılarla konuşmuş birinin sahip olacağı kadar kendinden emin adımlarla eteklerini tuta tuta güverteden inip, yürümeye başladı. Gözlerini adamın üzerine dikti. Hafifçe başını eğdiğinde gümüş yapraklarla süslü saçları omuzlarından kaydı. “Telon Pagos.” dedi cilveli şekilde elini uzatırken. “Sanırım en son gelen ben oldum.” Telon, başını hafifçe yana eğdi, sonra hiç tereddüt etmeden kadının elini tutup, kendisine doğru çekti. “Son gelen olmak için iyi bir nedenin olduğunu biliyorum.” Kadının yüzünde hafif bir gülümseme belirdi ama gözlerinde anlık bir kıvılcım çaktı. “Gel. Kuzgun ve Maud ritüel alanını çoktan hazırladı.” Birlikte meclisin toplanacağı alana geçtiler. Buz tabakasının üstünde yükselen siyah taşlarla çevrili kısmen güvenli bir alandı. Ay ışığı yere çizilmiş çembere öpücük konduruyor, her meclis üyesinin duracağı yeri özenle aydınlatıyordu. Kuzgun, adını gecenin içinden süzülen, katran karası saçlarından alıyordu. Kara saçları omuzlarından beline kadar dökülüp gölge gibi dalgalanıyordu. Uzun ve sert yüz hatları tıpkı gökyüzünde sessizce süzülen bir avcının gözleri gibi, uyanık, dikkatli ve karanlıktı. Cildinin solgunluğu, siyah dantelli elbisesinin altında altında bir hayalet gibi durmasını sağlıyordu. Maud ise tam tersiydi.Çürümenin ve unutulmuş zamanların yansıması gibiydi. Uzun, ince yapılıydı, öyle ki her hareketi eski bir mum alevi gibi titrek ve tedirgin görünüyordu. Cildi gümbürdeyen fırtınaların içinden doğmuş kara bir yıldız gibi, koyu, neredeyse obsidyen kadar siyah ve pürüzsüzdü. Teninin keskin derinliği, üzerine işlenmiş altın damarlarla daha da büyüleyici hale geliyordu. Sanki vücudu, unutulmuş bir çağın mistik yazıtlarıyla bezeliydi. Yüzü uzun ve kemikliydi; elmacık kemikleri belirgin, çenesi keskin ve zamansız bir ciddiyetle şekillenmişti. Dudakları, kanla mühürlenmiş eski yeminler gibi koyuydu. Beyaz kaftanının göğsünde gurula eski bir medeniyetin simgesi olan kavisli, karmaşık bir mühür taşıyordu. Telon ve Elora içeri girince, Maud elindeki mum kutusunu dikkatlice yere koydu, rituel için kullanacağı rengi seçmeye çalışyordu. “Hoş geldin Mor Cadı.” dedi sakince. “Meclis sayısı tamamlandığına göre artık başlayalım mı? Malum hepimizin zamanı önemli.” Elora, Maud’dan pek haz etmiyordu. İkisinin büyüye yaklaşımı oldukça farklıydı. Maud’un kul…

Bölümün tamamını WritePad'de oku