Mucizeler ve Daha Fazlası
Yazar: Almina

Bölüm görselleri

''Sen benim mucizemsin,'' derdi aptal. Aptaldı; asıl mucizenin gözlerinde saklı olduğunu göremeyecek kadar aptal. 10 Haziran 2008 / İSTANBUL Hani bazı sabahlar uyandığımızda, ''Her tarafım ağrıyor sanki dayak yemiş gibiyim,'' deriz ya, işte ben tam da öyle hissediyordum. Her tarafım ağrıyordu, asıl acı olansa ağrıyan yerlerimin bile can çekişiyor oluşuydu. İlk değildi ama son olmalıydı. Bedenim değildi bunu arzulayan; ruhumdu, yerle bir olan gururumdu. Tek tesellimse bu defa bu zulme kendim sebep olduğumu düşünmemdi. Cihan'ın babasının cebinden yürüttüğü paraları görmezden gelmemiş, annesinin takılarını bozdurmasına sessiz kalmamış, komşunun kızını taciz etmesine göz yummamıştım. Suçlarım hep bunlardı. Daha vahim olansa bütün bunları anneme söylediğim için ihalenin bana kalması, Cihan'ın kılına dahi dokunulmamasıydı. Hepsinden vahimi, bir kadının bütün bunları bir erkeğin elinin kiri saymasıydı. Yazık. Çok yazık. Gözlerimi açmaya çalıştığımda anladım, tüm yüklerimi taşıyan onlarmış gibi aralanmakta zorluk çekiyorlardı. Lakin pes etmedim, zor da olsa açtım gözlerimi ve ilk olarak yeşil tonlarında, tüp desenleri olan halıyı gördüm. Odamda, olduğum yerde sızıp kalmıştım. Kalbimin ortasına bir ağırlık çöktü, ölsem kimsenin umurunda olmayacaktı. Bildiğim gerçeklerle yüzleşmenin bana hâlâ bu denli acı veriyor olması dayanılmazdı. Tırnaklarımı bacaklarıma geçirip öfkeyle kazımaya başladım. Kendimi cezalandırıyordum; korkaklığımı, acizliğimi, hâlâ susuyor oluşumu. Ama susmayı öğretmişlerdi bize. Onlara göre aile olmak; pisliği bilip susmak, kan kusup kızılcık şerbeti içtim demek, günahların üstünü örtüp bedelini günahsızlara ödetmekti. Bağırmak, haykırmak, feryat etmek istedim. Ama her zamanki gibi istemekten öteye geçemedim. Doğrulmak için ellerimle yataktan destek almaya çalıştığımda bu basit eylemi bile gerçekleştiremeyeceğimi fark ettim. Sanki görünmez bir ağırlık omuzlarımdan bastırıp beni olduğum yere mıhlıyordu. Vazgeçip elimi alnımdaki yaraya götürdüm. Parmaklarım değdiği anda yara yeniden kanadı. Üzerim, çarşaflarım, yüzüm, her yer kan içindeydi. Berbat haldeydim. Bakışlarım yatağın üzerine dağılan saç tellerime takıldı. Onlar da her yerdeydi. Zorlukla doğrulup duvardan destek alarak yürümeye başladım. Kendime geldiğimde ilk işimin duvara ve halıya bulaşan kanları temizlemek olması, içinde bulunduğum hâlden bile daha çok canımı yakıyordu. Yıllardır bu zulme maruz kaldığım yetmezmiş gibi bir de arkasında bıraktığı izleri siliyordum. Kendimi zavallı gibi hissediyordum. Belki de öyleydim, kaderine boyun eğen bir zavallı. Çalışma masamdan destek alarak aynanın önüne geçtiğimde gördüğüm manzara karşısında nefesim kesildi. Gözlerimdeki buğuyu kanlı gözyaşlarıma yormuştum ama değildi. Sol gözüm, etrafını saran şişlikten neredeyse tamamen kapanmıştı. Birkaç saniye aynadaki yüze baktım. Kendimi tanımakta zorlanıyordum. Allah kahretsin. Allah gerçekten de kahretsin! İnsanlıktan çıkmıştım. Yüzüm, gözüm tanınmaz haldeydi. Tam bir ucubeye dönmüştüm. Alnımın köşesindeki çukurluk bir kuşa mezar olacak büyüklükte, dudaklarımdaki ve gözlerimdeki şişlik de korkutucuydu. Beyaz tenim, morluk ve kurumuş kanlardan ötürü neredeyse hiç görünmüyordu. Ama biliyordum morluklarım geçecek, kanlarım silinecek, şişliklerim inecek ve ben eski bedenime kavuşacaktım. Peki ya ruhum? Onu iyileştirecek bir ilaç var mıydı? Hafızamı silecek bir alet icat edilmiş miydi? Annemin muhteşem katkılarıyla babamın yarattığı esere aynada öylece bakakaldım. Eşsiz bir eser yaratmışlardı. Artık övünebilirlerdi. "Abla!" Panikle kendimi yatağa atıp pikeyi başıma kadar çektim. Özge beni bu hâlde görmemeliydi. "Ya abla, uyudun mu?" diye söylendi giderek yaklaşan sesiyle. "Of ya..." Yüzümü açmasından ölesiye korkarken korktuğum olmadı. Özge'nin uzaklaşan ayak seslerini duyunca yavaşça doğrulup kapıya yöneldim. Bir yolunu bulup ona görünmeden banyoya geçmeliydim, fakat dışarıdan gelen sesler olduğum yerde kalmama yetti. "Of yaa, ablam uyumuş. Onunla vedalaşamayacak mıyım?" diye so…