Talya
Yazar: Almina

Bölüm görselleri

Tuhaftı; mutluluktan uçarken, uçurumdan atlar gibiydim. 13 Haziran 2008 / İSTANBUL Liza Yaşamak istemiştim, devam edebilmek için bir umuda tutunmak. Ruhum aitti zaten ona, teslim ettim bedenimi de benliğimi esir alan kokusuna; tek bir an bile düşünmeden, hiç tereddüt etmeden. Tenimi huzur veren kokusuna biraz daha yaklaştırdığımda, göğsüne yaslı başımı kalbine hapsetmek istercesine kendine bastırdı, o sırada başımın üzerine küçük bir de öpücük de düşmüştü. Hâlâ inanamıyordum; en savunmasız, en kırılgan hâlimle onun kollarında olduğuma, her yanımın ona bulandığına, hayalini kurarken bile utandığım o anın içine sıkışıp kaldığıma... Öyle mutluydum ki bütün bunların bir rüyadan ibaret çıkmasından ölesiye korkuyordum. Göz pınarlarıma dayanan yaşlara rağmen gözlerimi açamıyor, sanki açarsam büyü bozulacakmış gibi ona daha çok sokuluyordum. Ta ki kulağımın dibinde dolaşan o fısıltıya kadar. "Talya..." Normalde de pek parlak olmayan algılarım sanki bütün kapılarını kapatmıştı. Sıktığım dişlerimin arasından, "Ne?!" diye zorlukla bir ses firar etti. "Talya..." diye fısıldadı yeniden kulağıma. Soluğum kesildi. Talya mı? Neydi bu şimdi, kimdi bu kız? Hayatımın en güzel, en huzurlu anına davetsiz misafir gibi dalan bu mikrop yığını? Dirseklerimi göğsüne geçirip hızla doğrularak öfkeyle baktım ona. Bakışları yüzümde değil de üzerimde dolaşınca fark ettim, çıplaktım. Kahretsin! Bunu hiç hesaba katmamıştım. Gözlerindeki şaşkınlığın yerini mutluluğa bıraktığını görünce daha da sinirlendim. Sebebi sarf ettiği isim miydi, yoksa benim hâlim mi? Ah, sanırım bu kadarını anlayacak kapasitedeydim. Beline kadar örtülü duran çarşafı hışımla kendime çektiğimde bu kez onu açıkta bıraktığımı fark ettim. Yok artık! Dehşetle gözlerimi kapatıp çarşafı geri itmeye çalışınca bu defa kendimi açıkta bıraktım. Aman Allah'ım! Bir insan aynı çarşafla kaç kere rezil olabilirdi? Sınanıyordum, resmen sınanıyordum. Kahkahası odada yankılanınca, "Kes şunu, Poyraz! Dön arkanı, giyinmek istiyorum," diye bağırdım. "Utanıyor musun hâlâ benden?" "Çıplağım Poyraz, hâlimin farkında mısın? Utanmam anormal bir durummuş gibi konuşmasana!" Gözlerimi açmadan çarşafa uzanmaya çalışırken çevik bir hareketle kollarımdan yakaladı. Ne olduğunu anlayamadan beni kendine çekip göğsüne yasladı. "Benimsin, Mimoza'm..." dedi masallardan kopup gelmişçesine yumuşak bir sesle. "O eşsiz kokun, kızaran yanakların, öfkelenince büzülen dudakların, Rüzgâr'a dönünce başka türlü bakan gözlerin..." Başımın üzerine küçük bir öpücük bıraktı. "Kalbin..." dedi beni biraz daha kendine yaklaştırarak. "O zaten çoktan bende." Sesindeki huzura sarılmak, o tınıya tutunup masallar diyarına dönmek istiyordum. Ama küs olduğumu hatırlayınca, "Eee, ne olmuş yani?" dedim aksi aksi. Bunu söylerken göğsüne biraz daha sokulmuş olduğum gerçeğini de umursamıyordum. Parmak uçları omuzlarımdan aşağı usulca ilerlerken, "Utanmanı gerektirecek hiçbir şey yok," dedi ve gözlerimizi buluşturdu. Dakikalar önce onun karşısında hiç utanmamış olan ben, şimdi hayatımda hiç utanmadığım kadar utanıyordum. Bakışlarındaki derinlikten kaçar gibi yüzümü boynundaki o muazzam kavise sakladım. Rüzgâr'a kızıyor, yine onun koynuna saklanıyordum. "Hâlâ utanıyorum ama." Çenemin altından tutup başımı yeniden kaldırıp gözlerimizi buluşturdu. "Aç o güzel gözlerini." Bakışlarına aynı yoğunlukla karşılık verdiğimde, aramızda yalnızca o bakışların dili kaldı. Geçen her saniyede hayranlığının biraz daha derinleştiğini, sanki bana yeniden yeniden âşık olduğunu görebiliyordum. Yüzüme eğilip dudaklarını alnıma bastırdı. Öyle bir öpücüktü ki bu; az önce söylediklerinin altına atılmış bir imza, kalbime vurulmuş silinmez bir mühür gibiydi. Öyle derine işledi ki, gözümden süzülen küçücük bir yaş usulca göğsüne düştü, mutluluğumuzu mühürlercesine. Yavaşça doğrulup oturdu, beni de dizlerinin üzerine çekti. Kollarının arasında bir bebeği taşır gibi tutuyordu beni; öyle naif, öyle dikkatli, öyle koruyucu... Sanki biraz sert sarılsa kırılacak, biraz gevşetse kaybolac…