Bir Leydinin Skandalı
Yazar: Ömer Can Fakı

BÖLÜM BİR Londra'da bir genç kadının kaderini belirlemek için yalnızca üç şeye ihtiyacı vardı. İyi bir aile. Kusursuz bir elbise. Ve hakkında henüz hiçbir dedikodu çıkmamış olması. Ben üçüncüsünü kaybetmek üzereydim. "Başını biraz daha dik tut, Eleanor." Annemin sesi arkamdan geldi. Aynadaki yansımama baktım. Fildişi rengi elbisemin bel kısmı o kadar sıkıydı ki nefes almak için bile izin istemem gerekiyordu. Saçlarımın arasına yerleştirilen inciler, boynumdaki kolye ve omuzlarımdaki ince dantel... Hepsi kusursuzdu. Ben hariç. "Başımı daha fazla kaldırırsam tavana bakacağım," dedim. Annem kaşlarını çattı. "Bu gece şaka yapma." "Şaka yapmıyorum." "Eleanor." "Anne." Birbirimize birkaç saniye baktık. Sonunda annem iç çekti. "Bu gece Kraliçe'nin davetlileri arasında olacaksın." "Ne büyük bir felaket." "On yedi yaşından beri ilk kez Londra sosyetesine sunuluyorsun." "Yirmi bir yaşındayım." "İşte bu yüzden endişeleniyorum." Dudaklarımı birbirine bastırdım. Annem yanıma gelip omzumdaki kumaşı düzeltti. "Bu gece en az üç beyefendi seninle dans etmek isteyecek." "En az üç mü?" "Eleanor." "Tamam. En az üç." "Ve sen..." Kapının ardından bir ses duyuldu. "Ve o, bu gece kimseyle kavga etmeyecek." Başımı çevirdim. Ağabeyim Alexander kapının yanında durmuş, kollarını göğsünde birleştirmişti. "Ben kimseyle kavga etmiyorum." Alexander kaşını kaldırdı. "Geçen hafta Lord Harrington'ın oğluna tokat attın." "Tokadı hak etmişti." "Neden?" "Bana aptal dedi." "Sen de ona ne dedin?" "Gerçekleri." Alexander gözlerini kapattı. Annem ise sanki dünyanın sonu gelmiş gibi bana baktı. "Bu gece yalnızca dans edeceksin." "Ve gülümseyeceğim." "Ve beyefendilerle nazikçe konuşacaksın." "Elbette." "Ve..." "Başımı dik tutacağım." Annem nihayet gülümsedi. "İşte şimdi bir leydi gibi konuşuyorsun." Ben ise içimden, Bir leydi gibi davranmak ile leydi olmak arasında büyük bir fark var, diye geçirdim. Arabanın kapısı açıldığında dışarıdaki serin Londra havası yüzüme çarptı. Uzakta müzik duyuluyordu. Milyonlarca mumun ışığı konağın pencerelerinden dışarı taşıyordu. Bu gece Londra'nın en önemli aileleri orada olacaktı. Ve ben, hayatımın ilk büyük balosuna gidiyordum. Konağın içine girdiğimiz anda yüzlerce gözün üzerimize çevrildiğini hissettim. Gülümsedim. Annemin öğrettiği şekilde. Başımı dik tuttum. Yavaşça yürüdüm. Sonra Alexander kulağıma eğildi. "Sağ tarafına bakma." "Şimdi özellikle bakacağım." "Eleanor." Başımı çevirdim. Ve onu gördüm. Salonun diğer ucunda, siyah kuyruklu ceketiyle bir adam duruyordu. Lord Adrian Blackwood. Londra'nın en çok konuşulan adamı. Ve hakkında en az bilinen kişi. Otuz yaşındaydı. Babası öldüğünde Blackwood Dükalığı'nın başına geçmişti. Serveti dillere destandı. Kadınların yarısı onunla evlenmek, diğer yarısı ise onunla ilgili dedikodu yapmak istiyordu. Fakat Lord Blackwood hiçbirine ilgi göstermiyordu. Bakışları bir anda benimkilerle kesişti. Bir saniye. İki saniye. Üç... Alexander koluma dokundu. "Bakmayı bırak." "Ben bakmıyorum." "Şu an gözlerini adamın üzerinden ayırmıyorsun." "Çünkü bana bakıyor." Alexander sustu. Haklıydım. Lord Blackwood gerçekten de bana bakıyordu. Sonra elindeki bardağı masaya bıraktı. Ve bize doğru yürümeye başladı. Kalbim hızlandı. "Alexander." "Efendim?" "Sanırım seninle kavga etmem gereken bir konu var." "Neden?" "Çünkü bana bu adamın burada olacağını söylemedin." Alexander'ın yüzündeki ifade değişti. "Onu tanıyor musun?" "Hayır." "O zaman neden..." Lord Blackwood tam önümüzde durdu. "Lord Alexander." Ağabeyim başını eğdi. "Lord Blackwood." Adamın bakışları bana döndü. "Eleanor." Adımı söylemesi tuhaf bir şekilde içimi ürpertti. "Lord Blackwood." "Dans eder misiniz?" Alexander hemen araya girdi. "Hayır." Ben aynı anda konuşmaya başladım. "Evet." Alexander bana döndü. "Eleanor." Gülümsedim. "Ne var?" Lord Blackwood'un dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. "Sanırım kız kardeşiniz kendi kararlarını verebiliyor, Lord Alexander." "Ne yazık ki." Elini bana uzattı. Bir an tereddüt ettim. Sonra elimi onun eline bıraktı…