BKİV ~ 1. BÖLÜM
Yazar: Sim

HOŞŞŞ GELLLLDİİİNİZZZZZ Sefalar getirdiniz 💫 Yeniden sizlerle burada olduğum için çok mutluyum 🫠 (ailemize yeni katılanlar, sizlerde hoş geldinizz.) Şuraya başlamamızın şerefine tarihi ve bu kurgunun tanıtımını okuduktan sonra sizde uyandırdığı hisleri anlatan, birer emoji bırakırsanız sevinirim 🌙 Onun dışında burayı okuyacağınızı umarak ufak bir detaydan daha bahsetmek istiyorum. Arkadaşlar kurgum yetişkin içerik kategorisinde. (Yetişkin içerik, sadece smut sahneden ibaret değildir. Bu platformda her yaştan okur mevcut ve kan, şiddet, olumsuz öge oluşturabilecek bir sürü detay fazlasıyla mevcut kurgumda) Okuyanlar bunu bilip okusun ve rica ediyorum beklentilerine uymayan sahneleri, hakaret içerikli bir dille ifade etmesin 🥲 biliyorsunuz her zaman fikirlerinizi dikkate almışımdır. (Yorumlarda başka kitap ve kitap karakterlerinden de bahsetmeyin lütfen 🫶🏼 benim yazdığım karakteri kendi içerisinde eleştirin, başka karakterlerin devreye girmesi hoş olmuyor. Onun dışında saygı çerçevesini aşmadan yapılan her türlü yoruma ve eleştiriye açığım.) Satır aralarını doldurmayı ve aşağıda bulunan yıldızı parlatmayı unutmayın lütfen. BKİV bize güzel gel 🤤🫀 Keyifli okumalar ❤️🔥 (1 3 / 0 6 / 2 0 2 4) İlk yazış tarihimi de şuraya ekleyerek başlayabiliriz 🫶🏼 ❦ ~ Bölüm Şarkıları ~ 🎧 Toygar Işıklı - Kalbimdeki Sancı ❦ | BİR KURŞUN İKİ VURGUN | "Yere düşen yağmur tanesi, gönlüme düşen umut emaresi.." Güneş Saraçoğlu Güneş'ten; "Dünya insanın gölgesi gibidir; ona sırtını dönersen peşinden gelir de, peşine düşersen hep önünden kaçar." diyordu okuduğum bir kitabın satırlarında. Altını kalemle çizip, sayfanın köşesini kıvırırken de düşünmüş durmuştum öylece. Bir süre zihnimde yankılanmıştı sözleri. Anlayamadığım için miydi yoksa bir anlam yüklemek istediğimden miydi, emin olamamıştım çok. Zihnim bir hedef, düşüncelerim ise beni her saniye biraz daha öldüren ucu sivri bir mızraktı. Bedenime savurduğu her hamlede, sanki anılarım siliniyor, elimde avucumda kalan tek emanete de ihanet ediyordu... Kanlı zihnimin, puslu hikayelere ev sahipliği yapmayacağı kadar dibe batmıştım. Var olduğumu sandığım bir dünyadan, yalnızlığın en uç noktalarına itilmiştim. Yıllar geçmişti ama hala daha zihnimde tekrarlayan cümlelere mani olamıyordum. İnsan kazandığında değil kaybettiğinde büyürdü. Ve ben büyümek zorunda bırakılmıştım. Acıyı en derinlerde hissederken yaşamaya çalışmayı öğrenmiş, bu yüzden de umursamadan gözden çıkarılmıştım... Kimsesizlik neydi? Hayatınızdaki herkesi kaybetmek mi yoksa hayatlarında yok sayılmak mı... Araftaydım. Kalbimle aklımın verdiği o büyük mücadelenin ortasında sıkışıp kalmıştım. Sesimi duymayan onlarca kişiye rağmen bağırıyordum. Ya da bağırdığımı sanıyordum. "Güneş, yine terasa mı kaçtın?" Gökyüzündeki güneşe diktiğim ela harelerimi Eda'nın sesiyle ağırca kapıya çevirmiştim. Haksız sayılmazdı. Kendimi bulduğum her fırsatta terasa atmaktan alıkoyamıyordum. "Biliyorsun oldukça yorucu bir gün geçiriyoruz, birazcık enerji depolamam gerekiyordu." İki yana kıvırdığım dudaklarımla yüzüne imalı bir bakış atmıştım. Benim gibi Eda'nın da meslekteki ikinci yılıydı. Bu yüzden olsa gerek çalıştığımız büroda biraz fazla hırpalanıyor ve üstümüze bırakılan birçok dava dosyasıyla aynı anda ilerlemeye çalışıyorduk. "Mezun olurken böyle hayal etmediğimi daha önce söylemiş miydim?" Kafamı salladım ağırca ve gülümsedim. "Her gün en az 40 kere." Benim gibi o da gülmeye başlamıştı. İkimizde acılarımızla böyle baş ediyorduk sanırım. "Bazen duruyorum ve diyorum ki..." Elimi kaldırdım hafifçe. Söyleyeceği şeyleri tahmin edebiliyordum bu yüzden ondan önce cümlesini tamamladım. " Abimin yanında mı çalışsam." Ofladı, bu mesleğe adım atma sebebi anlattığına göre abisiydi. Şu anda her ne kadar kendisi ile çalışmamak için dirense de... "Aslında sana sunmuş olduğu şartlar kariyerin açısından avantaj sağlayabilir biliyorsun." Gözlerimi karşımızdaki yüksek binaların arasında gözüken bulutlara çevirdim. Meslekte ilerlemememiz için önümüze taş koyuluyordu ve…