❝Bir Jelibon Hikâyesi❞
Yazar: Gökay

CELİBONLARIMMM, HADİ OKUMAYA BAŞLADIĞINIZ TARİHLE YORUMLARDA BULUŞALIM! 💕✨ 📻 "Fikret Kızılok - Bu Kalp Seni Unutur Mu?" Bursa, 2004 Çıkışıp yüzünü gıdıklayan saçlarını geriye ittirdi ve elindeki tüm bozuk paraları yaşlı adamın avucunun içine bıraktı küçük kız. “Bir paket jelibon lütfen, Orhan amca.” Yaşlı adam; küçük kızın kibarlığından incelen ses tonunu gülümseyerek karşılar karşılamaz tezgâhının arkasındaki duvarda asılı raflara doğru uzandı, yeşil paketli jelibonları gözüne kestirip bir tanesini eline aldı ve tezgâhının diğer tarafında bekleyen ufacık kıza geri döndü. Küçük kız, heyecanlı bakışlarıyla yaşlı adamın dönüşünü seyrettiği sırada o an yaşadığını heyecanın adamın elindeki yeşil paketle göz göze gelinceye kadar süreceğini aklına getirmemişti hiç. Dudaklarını hayal kırıklığıyla bükerek başını eğip bakışlarını mor terliklerinin ucundan fırlayan çıplak parmaklarına dikti. Üzülmüştü. Sona yeşil paket mi kalmış, diye düşünmeden edemiyordu. Yeşil paketli jelibonların tadı, pembe paketlilerinkiyle aynı olmasına rağmen pembe paketli jelibonların tadının yerini tutamıyordu sanki. Pembe paketlidekilerin kokuları daha cezbedici ve tatları da daha güzeldi; o jelibonlar için her şeyini verebilirdi ama bir tanecik arkadaşı hariç. Yaşlı adamın, elindeki jelibon paketini uzattığını gördüğünde kafasını iki yana sallayıp omuz silkti küçük kız. “Ama Orhan amca, ben bundan istemiyorum ki pembe paketli olandan istiyorum!” “Bu sonuncusu.” dedi yaşlı adam, bakışlarıyla elindeki paketi işaret ederek. Adamcağızın elinden ne gelirdi? Son jelibon kutusunu da açıp satmıştı işte. “Hiç mi yok?” diye sordu küçük kız. Köşedeki gizemli kapıyı işaret ederken ikinci sorusunu da hemen ekledi: “Orada da mı yok?” Yaşlı adam kafasını olumsuzca sallayınca küçük kız, adamın elindeki yeşil pakete isteksizce uzandı, daha fazla vakit kaybetmeden paketi kaptığı gibi bakkaldan çıktı. Yeşilliklerle çevrili dar sokaklarda çıplak ayaklarındaki mor terliklerini şapırdatarak koştura koştura ilerlemeye başladı. Soluk soluğa kalarak geçtiği sokakların o rengârenk çiçeklerine rağmen göze çarpan simsiyah asfaltının yansıttığı öğlen sıcaklığının tenini yakmasına ve yolda rastladığı arkadaşlarının oyun tekliflerine aldırış etmeden delicesine koşturuyordu. Ne güneşten sakınmanın ne de oyun kurmanın sırası değildi şimdi, bir an önce arkadaşının yanına gitmeliydi. Hiçbir yerde oyalanmayı istemeyecek kadar merak ediyordu onun neler anlatacağını. Hem de jelibon ısmarlama sırası kendisindeydi ve elindeki bu paketi arkadaşına vermeliydi, akşama kadar bekleyemezdi. Küçük kız koşturdu, koşturdu ve koşturdu. Çoğu zamanda zemindeki belli belirsiz engebeler yüzünden defalarca düşme tehlikesiyle karşı karşıya geldi ve hatta hızlıca gelmekte olan bir arabanın altında kalmaktan son anda kurtuldu ama başına gelenleri umursamazlıktan gelerek yoluna devam etmekten asla vazgeçmedi. Ne olursa olsun, o paketi yetiştirecekti o kadar! Küçük kız, koştururken köşesinden döndüğü sonuncu sokakta yan yana dizili rengârenk evlerden iki katlı, kahverengindeki ahşap duvarlarının sarmaşıkların yeşilinde artık kaybolmaya başladığı, bahçesinde çeşitli çiçeklerden özenle oluşturulmuş tarhların yer aldığı, kocaman ağacın yaprakları arasından sırıtan bir ağaç evin bulunduğu büyükçe evin önünde durdu. Soluk soluğaydı ve hızla nefes alıp vermeye devam ettikçe göğsündeki o serinliğin akciğerlerini yaktığını hissediyordu. Küçücük bedeni için yeterince berbat olan bu histen kurtulmak için bahçe kapısının önünde birazcık dinlendikten sonra içeriye girip sağında kalan ağaç evin yanına kadar yeniden koştu. Ağaç evin merdiveninin ilk basamağına ayağını yerleştirip bir eliyle de merdivenin kenarına tutunurken diğer elindeki jelibon paketini dudaklarının arasına sıkıştırdı. Merdivenleri tırmanmaya başladığında içini başka bir his sarıvermişti; bu, kötü bir histi. Sebebini şimdilik bilemiyordu ama aklına binbir türlü olasılık geliyordu: Kız kardeşi incinmiş olabilirdi, annesiyle babası tartışmış olabilirdi veya baş…