7- SARI SAÇLAR DELİ GÖNÜL
Yazar: Ümran TAN

Musa Eroğlu Mihriban Kelimeler, savrulan yapraklar gibi zihnimde oradan oraya uçuşuyordu. Kafamın içi o kadar doluydu ki beynimin içi uğulduruyordu adeta. Biraz sakinleşmek için arabanın camını açıp temiz havayı içime çektim. Yaşadığım şaşkınlıktan ötürü havanın soğukluğunu bile hissetmiyordum. Gözlerim son on dakikadır olduğu gibi tekrar elime kaydı, dokunduğu yer hâlâ yanıyordu. Direksiyonu tutan elimi sıktım. Kuş tüyü hafifliğinde bir dokunuşu hâlâ tüm canlılığıyla hissediyor olmam çok saçmaydı. Yaşananlar çok kısa bir anı kapsıyordu ama şiddetli öyle büyüktü ki etkisi tüm hücrelerimde yankılanmıştı. O dakikalarda Kadir Varol'un eksenine kapıldığım için ondan başka her şeye kör ve sağır olmuştum. Öyle ki Tahir'in sesini bile duymamıştım. Kadir aniden çekildiğinde şaşkınca gözlerimi kırpmak dışında tepki bile verememiştim. Açıkçası olanların farkında olmadığımdan emindim. Benim aksime anında toparlanan Kadir, elimi bırakırken bir adım geri çekilmişti. Hissettiğim boşluk ardından tamirhanenin soğuk havasının yeni farkına varmış ve ancak o şekilde Kadir'in etkisinden çıkabilmiştim. Gözlerimi anında kaçırırken ne yapacağımı bilmez bir haldeydim. Kadir ise arkasını dönüp sessizce orayı terk etmişti. Başta hareket etmeden arkasından bakakalmıştım. Sonrasında Tahir yanıma gelip arabayla ilgili asla anlayamadığım bilgiler vermiş ve anahtarı teslim etmişti. Anahtarı avucumda sıkı sıkı tutarken borcumu sormuştum ve ancak o zaman tam anlamıyla kendime gelebilmiştim. Çünkü Kadir Beyin emri üzerine benden herhangi bir ücret alınmayacaktı. Bunu asla kabul etmezdim. Fakat ne yaparsam yapayım Tahir'i ikna edememiştim. Kadir de gittiği için kimle konuşacağımı şaşırmıştım. Oradan öfkeyle çıktığımda bu işin peşini bırakmayacaktım. Gün içinde Şeyma'ya ders vermek için buraya tekrar gelecektim ve borcumu ödeyecektim. Arabayı fakülte binasının önünde durdurduğumda başımı direksiyona yasladım ve gözlerimi sıkıca kapattım. Kokusu hâlâ burnumdaydı ve gözleri... gözlerimin önünden gitmiyordu. Hayatımda ilk defa böyle hissetmiştim. Sanki kalbimin içini kelebekler basmıştı. Öyle hızlı kanat çırpmışlardı ki bayılacağımı bile düşünmüştüm. Tuttuğu elimi, sakinleşmeyi beceremeyen kalbime bastırdım. Bu hisler de nereden çıkmıştı aklım almıyordu. Daha önce hiçbir erkeğe karşı böyle yoğun hisler duymamıştım. Nasıl başa çıkacağım hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. Birkaç derin nefes alıp sakinleşmeye zorladım kendimi. Abartıyordum. Kesinlikle abartıyordum. Başımı direksiyondan kaldırıp düşünmeye bir son verdim. Kafamın içinde büyütüyordum. Alt tarafı birkaç kısa saniye süren bir şeydi. Muhtemelen beni korkutmak için yapmıştı. Söylediği sözlere de bir anlam yüklemeyecektim. O anları da bir daha düşünmeyecektim. Hızlı hareketlerle arabadan çıkıp binaya doğru yürüdüğümde biri aniden koluma dokununca irkildim. "Ya kızım bir saattir seni çağırıyorum, niye durmuyorsun?" Yanımda konuşan Ferda'ya şaşkınca baktım. Dalgın olduğumdan ötürü hiç duymamıştım. "Duymadım ki." Koluma girdiğinde "Fark ettim," diye söylendi. "Ne o? Karadeniz'de gemilerin mi battı ya? Pek bi' dalgınsın." Karadeniz'de bir şeylerin battığı kesindi de neyse. "Yok ya sadece uykusuzum," diye geçiştirdim. "Arabanı almışsın, sonunda." "Az önce aldım." Ferda koluyla beni dürttü. "Bu dalgınlığının esas nedeni gizemli tamirci mi yoksa?" Yanaklarımda oluşan kızarıkla "Ne alakası var ya?" diye yükseldim. Kendime itiraf edemediğim şeyi ona da söyleyemezdim. "Yorgunum işte." "Geç bunları canım geç, yemiyorum." "Of Ferda, sussana ya." Benim rahatsız çıkan sesimin aksine kahkaha attı. "Hiç hayra alamet değil senin bu tavırlar ama neyse aşkım, kurcalamayayım." Bu aşamada yapılması en mantıklı şeydi. Çünkü kurcalarsak altından ne çıkacağını gerçekten ben bile kestiremiyordum. Yanağımdan bir makas aldı. "Ama sadece şimdilik," diye ekledi. Bu kadar çabuk pes edeceğini düşünmüş olamazdım değil mi? "Seninki de yok kaç gündür ortada." Ferda'ya döndüm. "Benimki?" Gözlerini devirdi. "Baran işte kızım ya." Adını du…