5- BİLENMİŞ DALLAR
Yazar: Ümran TAN

Mabel Matiz Fırtınadayım Bazı insanların keskin yanları, bilenmiş dallar gibiydi. Saplandığı yere, büyük ve kapanması zor yaralar açardı. Öyle derinlere işlerdi ki zamanın bile kapatmaya gücü yetmezdi. Zihnimde kara bir bulut gibi dolanan adamın dalları bilenmişti. Bunu gözlerinin içine baktığımda anlamıştım. Neden böyle düşündüğümü bile bilmiyordum ama bu düşüncelerimin iskelesi çok sağlamdı. Ve ben bu duruma anlam veremiyordum. Ona dair olan diğer şeyler gibi.. "Baran sürekli saçma sapan sorular soruyor." Düşüncelerim zihnimin içinde uçuşurken gözlerimi Ferda'ya çevirdim. Telefonunu kapatıp masanın üstüne bıraktı. "Ne hakkında?" Gözlerini devirip kahvesinden bir yudum aldı. Ders arasında beraber kantine geçmiştik. Bir sonraki derse daha yarım saat vardı. "Seninle ilgili. Hayatında başka bir adamın olup olmadığına dair saçma şeyler işte." Kaşlarım havalandı. Üç gün önce yaşananlardan ötürü böyle şeyler soruyor olmalıydı. Ve bu üç gün içinde ne Kadir'i ne de Baran'ı görmemiştim. Baran'ın benimle açık açık konuşmak yerine arkamdan iş çeviriyor olmasına öfkelendim. Üç gündür benden kaçarken yakın arkadaşımla beni çekiştiriyormuş. Onun aksine Ferda'nın benimle konuşacağını biliyor olmalıydı. "Benim karşıma çıkmak yerine seninle mi konuşmaya çalışıyor yani?" diye teyit ettim. Ferda masaya doğru eğildiğinde yüzünde şaşkın bir ifade vardı. "Seninle konuşmuyor mu?" Başımı ağır ağır aşağı yukarı salladım. Şaşkınlıkla "Neden? diye soludu. "Yoksa gerçekten başka biri mi var?" Aşırı tepkisi üzerine "Hayır," diye atıldım. "Başka biri falan yok." Sadece bana yardımcı olan ve aklımdan çıkaramadığım biri vardı. Bu kadar. "Ee o zaman?" Derin bir nefes aldım. Karşımdaki en yakın arkadaşım Ferda'da olsa nasıl anlatacağımı bilmiyordum. Ama birine de anlatmam gerekiyordu. Alt dudağımı ısırdığımda "Arabamla ilgili," diye konuya girdim. Ardından olanları anlatmaya başladım. Nefes bile almadan geçen gün olanları anlatıyordum. İçimde günlerdir sakladığım şeyler taşıyordu. Ferda'nın gözleri duyduklarıyla beraber irileşti. "Ay oha!" Sırtımı sandalyeye yasladım. Detayları biriyle paylaşmanın rahatlığını yaşarken "Öyle işte," dedim. "Adam resmen Baran'a posta koymuş Gülfem." Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Biraz öyle olmuştu. "Hak etti," diye geveledim. Ferda sessizce kıkırdadı. "Normalde Baran'ı severim ama doğum günü olayından sonra..." deyip sustu. "Onu hiç hatırlatma." O gece tanıştığım insanlar kötü de olabilirdi. Yolu değiştirerek Baran'ı eken ben olsam da ısrarlı aramalarıma dönmesini beklemiştim. Söylediği gibi bana değer veriyorsa öyle yapması gerekiyordu. İnsan değer verdiği bir insanı nasıl merak etmezdi? Bir an onun yerinde Kadir olsaydı nasıl bir tepki verirdi diye düşünmeye başladım. Dudaklarım yukarı doğru kıvrıldı. Peşimden gelirdi. Onu sadece bir haftadır tanıyordum ama nasıl bir tepki vereceğini kestirebiliyordum. Sırf üşüdüğü için tanımadığı bir kıza paltosunu veren bir adamdı. Ayrıca beni yağmurdan korumak için şemsiyeyi açıp kendisi ıslanmıştı. Yabancı bir kız için bunları yapan adam, sevdiği kadın için neler yapardı tahmin bile edemiyordum. Ama merak ediyordum. İçten içe onu ve ona dair her şeyi... Bu yüzden yanındayken çenem biraz düşüyordu. "Ne düşünüyorsun öyle içli içli." Omuz silktim ve karton bardağın içindeki çaydan küçük bir yudum aldım. Bu ara nedense çay içesim geliyordu. "Kaç yaşında peki bu gizemli adam?" "Otuz bir." Gözleri kocaman oldu. "Büyükmüş ya. Baran'a tahammül edememekte haklı." "Göstermiyor, ben yirmilerinde sanmıştım." O delici lacivert gözleri aklıma gelince iç çektim. "Başka?" Gözlerim Ferda'yı buldu. "Ne başka?" "Başka ne biliyorsun?" Bir an gülmek istedim. "Başka hiçbir şey bilmiyorum." Tanımadığım bir adamdı ama ben aklımdan çıkaramıyordum. Paltosunu bile vermiştim oysa. Ben de eşyası kalmazsa düşünmem sanıyordum ama öyle olmamıştı. Zihnimde mesken tutan varlığı, kalıcı bir iz gibiydi. "Ciddi misin?" "Hıhım," deyip çayımdan bir yudum daha aldım. Ferda ne düşüneceğini şaşırmış gibi bakıyord…