3- SERÇE KUŞU
Yazar: Ümran TAN

Mehmet Güreli Serçe ve Aşk Kıraç Aşk Masalı Yanık takvim yaprakları, o akşam beni eve bıraktığı caddede mıhlanıp kalmıştı sanki. Zaman yaşananlara rağmen bir türlü geçmiyor gibiydi. Ufak bir nefes alırken okuduğum kitabın kapağını yavaşça kapattım. Ardından ayağa kalkıp kantinin çıkışına doğru ilerlemeye başladım. Geç kaldığım için derse girmek yerine fakültenin kantinine gelmiştim. Pek kitap okumayı sevmezdim ama dersin bitmesini beklerken Bilge'nin ben de kalan kitabına bakınmıştım. Sarmadığı için birkaç sayfa ancak okuyabilmiştim. Sorun kitapta da değildi aslında. Kafam biraz fazla doluydu. Ellerimi montumun cebine yerleştirdim. Dün tüm günü uyuyarak geçirmiştim. Uyandığım kısa zamanlarda da annem ıhlamur ve tavuk çorbası içirmişti. Hastalığın kırgınlığı üstümde olsa da geçen güne göre daha iyi hissediyordum. Bu yüzden evde durmak istememiştim. Annem evde kalmam konusunda ısrar etmişti sabah ama dersi bahane ederek çıkmıştım. Kolumdaki saate baktım. Ders birazdan biterdi. Hava soğuk olduğu için fakültenin bahçesinde durmak yerine binaya doğru ilerledim. Doğum günü olayından sonra kimseyle konuşmamıştım. Doğrusu konuşmak içimden gelmemişti. O gece kimsenin yokluğumu fark etmemesine içerlemiştim biraz. Bu yüzden sonrasında aradıklarında da telefonu ben açmamıştım. Soğuktan korunmak için yüzümü boynuma sardığım atkıya bastırdım. Soğuk hava ciğerlerime kıymık gibi batıyordu. Binaya girdiğimde gözüm ileride duran çifte takıldı. Arkasını dönmüş kızla konuşan kişinin Baran olduğunu bakar bakmaz anlamıştım. Gözlerimi devirip yürümeye başladım. Onu görmezden gelecektim. Çünkü daha fazlasını hak etmiyordu. Yanından geçip gittiğim sırada "Bebeğim," diye seslendi. Sıkıntıyla oflayıp adımlarımı hızlandırdım. Şu an Baran'ı çekecek durumda değildim. Fakat pek de hayırdan anlayan bir tip değildi. Kolunu omzuma atıp beni kendine doğru çekti. Dirseğimi karnına geçirmemek için kendimi zor tuttum. "Özledim seni." Geri çekildim. "Uzaklaş Baran." Kolunun tutuşunu sıkılaştırdığında yürümeyi bıraktım. Ardından kolunu tutup iteledim ve bir adım uzaklaştım. "Keyfin mi yok senin?" Yüzsüz dememek için kendimi tutarken "Aynen," diye geçiştirdim. Özellikle Kadir'le tanıştıktan sonra Baran'ın bu tavırları daha çok batmaya başlamıştı. Fazla cıvık davranıyordu. Bu kadar gurursuz ve umursamaz olması bunaltıcıydı. "Regl misin?" Yan gözlerle yüzüne baktım. Duygu durumumu regl olmama bağlaması öfkelenmeme neden oluyordu. "Ne alaka Baran?" Sert sesim üzerine iki elini teslim olur gibi havaya kaldırdı. "Kızma bebeğim, fazla gerginsin ondan dedim." "Bunun regl olmakla ne alakası var? Her şeyi niye oraya bağlıyorsun, anlamadım?" diye terslediğimde sırıttı. Suçu kendinden başka her yerde arıyordu. "Harbiden iyi değilsin bugün." Ders bittiği için sınıfın kapısı açıldı. Profesör yanımızdan geçip gittikten sonra sınıfa girdim. Baran hemen arkamdaydı. Onu görmezden gelerek anfide yürüyüp boş bir sıraya geçtim. Başım ağrıyordu ve halsiz hissediyordum. İyileşmediğim için kısa sürede de yoruluyordum. Burnumu sildiğimde Baran masaya oturdu. "Grip mi oldun?" Başımla onayladığımda ofladı. "Ben de sarıldım sana, umarım bulaşmaz." Bu tavrına alışık olduğum için garipsemiyordum. Başımı masaya koymadan önce ters ters yüzüne baktım. "Gitsene o zaman yanımdan." Gözlerimi yumdum. Bu dersten sonra eve mi gitseydim? Annem haklıydı, tam iyileşmeden evden çıkmamam gerekiyordu. "Özledim bebeğimi, grip olma pahasına yanında kalmak istiyorum." Cevap bile vermedim. İki sözün üçü yalan dedikleri kişi Baran oluyordu. "Değerimi bil, her şeye rağmen yanındayım." Sanki bulaşıcı ölümcül bir hastalığa yakalanmışım gibi konuşuyordu. Cevap verme gereği bile duymadım. "Ooo kimler gelmiş?" Yakın arkadaşım Ferda'nın sesini duyunca başımı kaldırdım. Telefonlarına dönmediğim için bana kızgın olmalıydı. Kollarını önünde bağlamış dik dik yüzüme bakıyordu. "Söz verip de sözünü tutmayan canım arkadaşım Gülfem." Hiçbir şey bilmeden bu şekilde konuşması sinirimi bozsa da sessiz kaldım. O gece adamakıllı adre…