2- DİKENLİ ELLER
Yazar: Ümran TAN

Çağan Şengül Diken Yıllar önce bahçemizde çiçek toplarken baş parmağıma küçük bir şeyin battığını hatırlıyorum. Gözle görülmeyecek kadar ufak olduğu için pek üstünde durmamıştım. Ama bütün gece boyunca yarattığı rahatsız his yüzünden de uyuyamamıştım. Sabah anneme gösterdiğimde batan şeyin diken olduğunu söyleyip çıkarmıştı. Dün yaşananlardan sonra aynı diken, bu defa göğüs kafesime batmış gibi hissediyordum. Tüm gece boyunca uyuyamama mani olan bir şeydi ve göğsümde rahatsız bir his oluşturmuştu. Sanki tenime dokunan elleri dikenliydi ve bu defa anneme gösteremeyeceğim bir yere batırmıştı. Erken saatlerde uyandığımda daha fazla yatakta kalamayacaktım. Enseme yapışan saçlarımı toplayıp rastgele bağladım. Ayaklarımı yataktan sarkıtıp zemine bastığımda halsiz hissediyordum. Muhtemelen doğru düzgün uyuyamadığım içindi. Ayağa kalkıp yorgun adımlarla odamdaki banyoya girdim. Gözlerim duvara asılı aynaya kaydı. Yansımadaki hâlim, dün hevesle hazırlanıp evden çıkan kıza hiç benzemiyordu. Uykusuz gecenin hediyeleri göz altlarımın kararmasına neden olmuştu. Beyaz ten rengim iyice solgun görünüyordu. Dudaklarımı büzerken yüzümü soğuk suyla yıkayıp c vitaminli serumu kullandım. En azından biraz da olsa canlılık verirdi. Kızaran göz bebeklerim için de yapacağım bir şey yoktu. Banyodan çıktığımda saat dokuzu biraz geçiyordu. Dersim olmadığı zamanlar bu saatlerde uyandığım hiç olmamıştı. Hatta sabah uykusuna olan düşkünlüğüm yüzünden derse geç kaldığım günlerin sayısı o kadar çoktu ki saymayı unutmuştum. Pencerenin kenarında durduğumda huzursuz bir nefes aldım. Hava yine bulutluydu. Gökyüzüne sirayet eden grilik, göğsümdeki kasveti besliyordu. Geriye doğru bir adım atıp odamdan çıktım. Telefonumun yokluğunu hissediyordum. Acaba almaya gitmek için çok mu erken bir saatti? Mutfağa girdiğimde gözlerim etrafta gezindi. Saat erken olduğu için çok sessizdi. Çay ya da kahve içmeyi pek sevmezdim. Bu yüzden yeşil çay yaptım hem sakinleşmemi sağlardı. Masaya geçtiğimde taksiciye öğlen gelmesini söylediğime pişman oldum. Yeşil çayımı içerken başka bir taksi çağırıp onunla gidip gitmemek arasında kararsızdım. "Gözlerim doğru mu görüyor yoksa hâlâ uyanamadım mı?" Babamın sesini duyunca ona doğru döndüm. "Günaydın." Sahte bir şaşkınlıkla kaşlarını çattı. "Sen kimsin ve şu an uyuması gereken kızıma n'aptın?" Yüzümü buruşturduğumda yanıma geldi. Babam bir seksen boylarında iri bir adamdı. Yemeğe düşkünlüğü yaşı ilerledikçe ona hafif de olsa bir göbek kazandırmıştı. Kumral saçları seyrek grilerle süslenmişti. Traşlı çenesi sivri gözleri ise elaydı. Yaşına rağmen yakışıklı bir adamdı. Erkek kardeşim ona benziyordu. Demir henüz on sekiz yaşındaydı ve yılbaşından beri dil eğitimi için İngiltere'ye gitmişti. İlk defa bu kadar uzun süre ayrı kalmıştık. "Uykum kaçtı." "Dün de erken gelmişsin. Bir şey mi oldu?" Babama anlatıp anlatmamak arasında kaldım. Muhtemelen olanları duyunca arabanın servisini arardı. Bu yüzden "Yok," diye geçiştirdiğimde içeri annem girdi. "Günaydın." Babam kahvaltı yapmadan işe gitmediği için annem sabahları kalkıp kahvaltısını hazırlardı. Çenemi elime yerleştirip ikisini izledim. Yıllardır evliydiler, nereden baksan yirmi iki yıl... Bunca zamandır evli olup hâlâ birbirine bu kadar derin bir sevgiyle bağlı olmaları beni her zaman derinden etkiliyordu. Onlarınki gibi bir aşkın kalmadığını biliyordum. Bu yüzden göğsümdeki boşluk biraz daha büyüdü. Bir gün gerçekten sevip sevileceğim ve sadakatli bir ilişkimin olacağına dair olan umutlarımı her geçen günle beraber yitiriyordum. "Kahvaltı yapacak mısın?" Yeşil çayımı yudumlarken başımı iki yana doğru salladım. Erken saatlerde bir şeyler yemeyi sevmezdim. Çayım bitince ayağa kalktım. Babam gazetesini okumak ile meşguldü. Annem de çayı demliyordu. "Nereye gidiyorsun?" Babamın yanına gidip yanağını öptüm. "Dışarı çıkacağım için hazırlanmam lazım." Onları mutfakta bırakıp odama çıktım fakat odam bana dar geliyordu. Yatağa geçtiğimde saate baktım. Dokuz buçuktu. Daha fazla dayanamayacaktım, tişört…