27- KARADENİZLİ
Yazar: Ümran TAN

Vee son kez keyifli okumalar... Yorumlarınızı biraz hüzün biraz da merakla bekliyor olacağım Mabel Matiz Sarışın Şoförlüğünü Kadir'in yaptığı arabamız, engebeli yolda ilerlerken arkada güzel bir Karadeniz şarkısı çalıyordu. Rotamız Trabzon'du, Maçka'ya gidiyorduk. Kadir'le tanıştığımdan beri ilk defa onun memleketine gidiyorduk. Reyhan anne sabah uyanıp gitmek istediğini söylediğinde Kadir karşı çıkmış ve beraber gitmeyi teklif etmişti. Ceren'le beraber Trabzon'a gitme teklifine resmen balıklama atlamıştık. Karadeniz'e onunla gitmek benim hayalimdi. O da bunu bildiği için bu durumu fırsata çevirmek istemişti. Sadece biz de değil, arkamızdaki arabada da bizi takip eden Devran ve Ferda'da geliyordu. Çünkü Kadir nereye Devran da oraya gidiyordu. Yıllar da geçse bir gölge gibi Kadir'in arkasındaydı. Bazı şeyler hiç değişmiyordu işte. "Baba sesini aç." Telefonu arabaya bağladığımız için Karadeniz çalma listesinden ilerliyorduk. Bu şarkıları çok seven Ceren neredeyse her şarkı için aynı tepkiyi veriyordu. Köyümun en güzeli Yüreğumun ateşi Dağlarumun güneşi İmera fera Kaldi mi böyle adam Gece ışıktır odam Bu adam benum sevdam İmera fera Şarkıya eşlik etmeye çalışırken Ceren ile başımıza da yöreye ait kırmızı bir şal takmıştık. Şalın sarı pulları da alnımıza dökülüyordu. Reyhan anne ikimiz için almıştı. Arabamız Kadirlerin villalarının bulunduğu yaylaya yaklaşmıştı. Camdan dışarı baktım. Her yer yemyeşil ve çok güzeldi. Puslu gökyüzüne rağmen içim açılmıştı. "Baba ne kadar kaldı? Midem çok bulanıyor." Yollar dönemeçli olduğu için normaldi, benim bile midem çalkalanmıştı. "Çok az kaldı kızım." Kadir eliyle dışarıyı gösterdi. "Bunlar da çay tarlaları." Yemyeşil çay tarlasında çalışan kadınlara baktım. "Ben de toplamak istiyorum." "Olur, çıkarız sonra." Araba nihayet evlerinin önünde durduğunda Ceren'le ikimiz sersem gibiydik. Alışık olmadığımız temiz hava ve yollar bizi fena halde çarpmıştı. Kapıyı orta yaşlarında bir kadın açtı. "Hoş geldin hanımım." "Hoş buldum Filiz." Reyhan annenin arkasından ahşap eve girdik. "Sofrayı hazırlayın, gelinim ve torunum acıktı." "Terasa hazırladık her şeyi." Bavullarımızı Kadir'in eski odasına yerleştirdiğimizde Ceren babaannesiyle evi geziyordu. Kadir'in eve girdiğimiz an ruh hali durgunlaşmıştı. Yanına gidip elini tuttum. "En son ne zaman geldin buraya?" Derin bir iç çekti. "Babamın," deyip duraksadı. "Taziyesinde gelmiştim." Parmak uçlarımda yükselip kollarımı boynuna sardım. Kadir sarılışıma karşılık verip belime sarıldığında yüzünü boynuma gömmüştü. "Başın sağ olsun." Bir süre sessiz kaldı. "Babam güce ve paraya inanırdı sadece. Ölümün ona hiç uğramayacağını düşünürdü." Güler gibi bir ses çıkardı. "Kendi elleriyle toprağa verdiği kızına rağmen hem de." Geri çekilip yüzüne baktım. Gözleri uzaklara dalmıştı. "Kalp krizi geçirdi, ani bir ölümdü. Bu evden çıktığımdan beri onunla hiç konuşmamıştım." Dolan gözlerini yüzüme çevirdi. "Affedemedim Gülfem, ölümüne rağmen ablama ve kardeşime yaptığını affedemedim." Ne diyeceğimi bilmiyordum bile. Zor şeyler yaşamışlardı ve buna sebep olan babasıydı. Büyük kızının evliliği boyunca uğradığı şiddet ve en sonunda ölümüne rağmen aynı ateşe küçük kızını da atmıştı. Ahmet Akif iyi biri çıkmayabilirdi. Bunu göze alarak kızını bu evliliğe sürüklemesi affedilir gibi değildi. "Abimi affettim o şirkete de tekrar döndüm. Ben olmasam iflas edeceklerdi, arada bir sürü insan vardı. Gönlüm onu yalnız bırakmaya el vermedi ama babamı... Onu nasıl affedeceğimi bilmiyorum." "Zamanla-" dedim yavaşça. "Zamanla affedeceksin." Cevap vermek yerine geri çekilip elimi tuttu. "Hadi kahvaltıya gidelim. Gezeceğimiz yerler var daha." Odadan çıktığımızda Devran ve Ferda da gelmişti. Rengi sapsarı olan Ferda kendini kahvaltı masasına atmış, bir şeyler yiyordu. "Kusa kusa içim dışıma çıktı. Çok da acıktım. Sizi bekleyemedim kusura bakmayın." Bu tatlı hallerine gülerken yanına gidip aldığı kilolardan ötürü kocaman olan yanaklarını öptüm. "Beklemiş olsan küserdim. Doyur yeğenimi güzelce." Kahva…