26- İKİNCİ ŞANSLAR
Yazar: Ümran TAN

Çağan Şengül Yana Yana Arabamın kapısını kapattığımda yeniden yaşamaya başlayacağım yere baktım. Bugün eskiden yaşadığım ve daima ait olduğum yere, evime taşınıyordum. Annem ve babam benden ayrılacakları için üzülseler de orada çok daha mutlu olacağımı biliyorlardı. Bu yüzden destekleyip yine arkamda durdular ve taşınmam için bana yardımcı oldular. Böyle bir aileye sahip olduğum için çok şanslıydım. Bagajdan el valimizi aldım. Sadece küçük bir çanta almıştım yanıma. Çünkü Kadir burada bıraktığım eşyalarımın hepsini koruyup saklamıştı. Onları bırakıp gitmemin asıl nedenini bilmeden yapmıştı bunu. Benden de beni sevmekten de hiç vazgeçmemişti. Dün gece küçük bir çocuk gibi bana sığınıp yaşadıklarıma ortak olurken bunu tekrar tekrar göstermişti. Ne sözleri ne öpücükleri ne de tenime akıttığı gözyaşları aklımdan bir an olsun çıkmıyordu. Elimde olsa onu bu acıdan sakınırdım ama olmamıştı işte. Kadir her şeyi öğrenmişti. Bu onu yıksa da ayakta durmayı başarıp bana gelmişti. Yüzümde oluşan hüzünlü bir gülümsemeyle eve doğru yürüdüm. Birkaç saatliğine gitmiş olsam da Ceren'i çok özlemiştim. Ona sarılıp tüm acıları unutmak istiyordum. Çocuk neşesi bana her şeyi unutturuyordu çünkü. "Gülfem?" Duyduğum tanıdık ses üzerine adımlarım dondu. "Sensin gerçekten, vay be!" Başımı arkaya çevirdiğimde bir zamanlar yediğim içtiğim ayrı gitmeyen kadınla karşılaştım. "Demek sonunda döndün." "Ferda?" Canımdan öte dostum, karşımdaydı ve hamileydi. Kocaman yuvarlak karnıyla önümde duruyordu. Bu duruma onu görmekten daha çok şaşırdım. Çünkü onun çocuk istemediğini biliyordum. "Gelişin de gidişin gibi sessiz mi olacaktı?" Bana bakan gözlerindeki kin ve öfke canımı acıtsa da elimdeki çantayı yere bırakıp ona doğru yürüdüm ve kollarımı açtım. Bana karşılık vermeyeceğini bilsem de karnının izin verdiği ölçüde sarıldım ona. O kadar özlemiştim ki onu... "Hamilesin, inanamıyorum." Hamilelik güzelliğine güzellik katmıştı. Geriye doğru çekildi. "Ben de gidişine inanamamıştım." Gözünden bir damla yaş aktığında hırsla sildi. "Ferda..." "Ben de bizi bırakıp gidişine hiç mi hiç inanamamıştım biliyor musun Gülfem?" Konuşmak istedim ama ne diyeceğimi bilemedim. Acısı öyle büyüktü ki altında ezildim. "Ya sen bunu nasıl yaparsın? Sen nasıl bana haber vermeden öylece çekip gidersin?" "Ben-" "Nasıl bir vicdansızlık, nasıl bir bencillik bu?" "Dinle lütfen." Sesim fısıltı gibiydi. "Üç yıl lan, üç koca yıl!" diye bağırdı. "Sen üç yıl boyunca gelmedin, aramadın sormadın. Öylece gittin ve gelmedin." Ne diyeceğimi bilmiyordum ama öfkesini hak ediyordum. Tek bildiğim buydu. Bunu yaşayacağımı bildiğim için günlerdir kaçıyordum ondan. Hazır değildim çünkü. "Gitmem gerekiyordu." "Niye?" deyip eliyle omzumu itti. "Niye be niye?" Bağırarak sarf ettiği sözlerinin ardından konuşmama izin vermeden devam etti. "Hangi sebep gidişini haklı kılar? Ölüm kalım meselesi miydi?" Öyleydi. "Tek kelime etmedin giderken... Ne bana ne kocana ne da başka birine haber vermedin... En yakın arkadaşındım ben senin!" "Öyle olması gerekiyordu," diye bağırdım. "Sus artık." O konuştukça benim sustuklarım bıçak gibi dilimi kesiyordu. "Sanki yabancıymışız gibi arkanı dönüp gittin." Başını iki yana doğru salladı. "Sana bir kere bile ulaşamadım. Babanları defalarca aradım." Gözünden akan yaşı elinin tersiyle sildi. "Baban en son ağır bir depresyon geçirdiğini ve kimseyle görüşmek istemediğini söyledi. Ben kimse miydim? Hiç mi hatırım yoktu sende?" Kimse değildi o. Kardeşim gibi gördüğüm kızdı, canımdı. "Beni nasıl hayatından öylece atarsın? Dostumdun sen benim, biz beraber büyüdük. Bunu bize nasıl yaparsın?" "Ferda, senin üzülmeni istemedim," diye araya girdim. Kendimi daha fazla tutamamıştım. "Yeni evlenmiştin, dertlerimle seni de boğamazdım." "Böyle üzülmedim mi sanıyorsun?" diye kızdı. "Derdini anlamadığım için kendimi ne kadar çok suçladım biliyor musun? Ne kadar kötü bir arkadaşmışım ben Gülfem." "Hayır," diye atıldım. "Sen kötü bir arkadaş değildin, yemin ederim." Sesini alçaltarak devam etti. "Kendi mutl…