21- HASRET
Yazar: Ümran TAN

Çağan Şengül - Pera O Yaraları Ben Sardım 3 Yıl Önce Bir gün öleceğimi biliyordum. Hayat böyleydi zaten, doğar, büyür, yaşar ve ölürdük. Yaşadığım bu mutluluğun da sonsuz olmadığını biliyordum. Ama çok erkendi... Daha yirmi dört yaşındaydım, üç yıldır evliydim ve küçücük bir kızım vardı. Kaybedecek ne çok şeyim vardı... ve dayanacak hiç gücüm yoktu. Doktorum bir şeyler söyledi ama duymadım bile. O kasvetli odadan çıkmak için tüm gücümü harcamam gerekmişti. Gözyaşlarım yüzünden önümü bile göremiyordum. Düşmemek için duvara tutunurken telefonumu çıkardım. Ekrana bakarak yürürken Kadir'i arayacaktım. Onunla beraber olursak belki başa çıkabilirdim. Onun gücüne ve inancına ihtiyacım vardı. Yanımda olursa yapardım, nasıl olacağını bilmiyordum ama bir şekilde başarırdık. İyileşmek için çabalardım. Onları bırakamazdım, Kadir de izin vermezdi. Dudaklarımdan bir hıçkırık koptu. Ölmek istemiyordum. Kızım... o daha çok küçüktü, bana ihtiyacı vardı. Birine çarptığımda geriye doğru sendeledim. Telefonum gevşek parmaklarımın arasından yere düştü. Tutacak gücüm bile yoktu. "Ben üzgünüm," diye geveledim. "Önemli değil, siz iyi misiniz?" "Ben-" İyiyim demek istedim ama diyemedim. İyi değildim. Kanserdim. Başımı kaldırıp kadına baktım. Yüzünde maske vardı, kirpikleri ve kaşları yoktu. Küt, siyah saçları da muhtemelen peruktu. "Oturmak ister misiniz?" diye sordu kibar bir şekilde. Başımı eğdiğimde kadın koluma girip beni koltuğa doğru yönlendirdi. Bacaklarımda derman yoktu. Ayakta durmam bile mucizeydi. Kadın yerdeki telefonumu aldıktan sonra yanıma oturdu. "Kızınız mı?" Bana uzattığı telefonun ekranında Ceren'in fotoğrafı vardı. Başımla onayladığımda "Çok tatlı," dedi. Taktığı maske yüzünden sesi boğuk geliyordu. "Üçüncü evre," dedim aniden. Tanımadığım bir kadına öylece söyleyiverdim. Kabullenemediğim şey dilimden öyle kolay dökülmüştü ki şaşırdım. Sessiz kaldığında başımı eğdim ve ağlamaya başladım. Uzanıp elimi tuttu, parmak uçları buz gibiydi. Bembeyaz elinin üstündeki damarlar belirgindi ve bileğinde iğne izleri vardı. O kadar inceydi ki eli, dokunsam kırılacak gibiydi. "Lösemiyim. Dördüncü evredeydim, ilk öğrendiğimde yani." Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Teni bir hayalet gibi solgundu. Kahverengi gözleri ise çok donuk bakıyordu. "Ama pes etmedim. Edemezdim. 5 yaşında oğlum ve eşim izin vermezdi." Kadın elimi sıktı. "Mücadele ettim, etmeye de devam ediyorum." İyileşme ihtimali var mıydı gerçekten? "Peki şimdi?" "Doktor kemoterapinin iyiye gittiğini söylüyor." Ama buna inanmıyor gibi bakıyordu. Ya da inanmayacak kadar yorgun düşmüştü. "Bu güzel haber." Gözleri uzaklara daldı. "Bunu ilk kez duyuyor olsaydım sevinirdim. Ama ikinci kere aynı yollardan geçince..." Susup iç çekti. Çünkü kanser sinsi bir hastalıktı. Çünkü kanser çoğu zaman öldürmeden bırakmazdı. "Peki siz tek mi geldiniz? Yanınızda olacak kimse yok mu?" Başımı iki yana salladım. "Cesaret edemedim, kimseye söyleyemedim." Hüzünle gülümsedi. "Ben öğrendiğimde yanımda eşim vardı. Hep yanımdaydı. Ona minnettarım." Sanki söylemek istemediği bir şeyler vardı. "Ama?" "Ama ona, daha doğrusu onlara bunu yaşattığım için üzgünüm." "Çok mu zordu?" Kadının gözleri doldu. Bu yeterli cevaptı. "Her an patlamak üzere olan bir bombayla yaşamak kolay değil." O sırada koridorun başında sekiz dokuz yaşlarında bir çocuk ve genç bir adam göründü. "Kontrolüm vardı, beraber geldik." Kadın ayağa kalktığında uzanıp elini tuttum. "Peki olmamasını ister miydiniz?" "Anlamadım?" Gözlerimi kırpıştırırken ayağa kalktım. Bedenimdeki uyuşukluk devam ediyordu. "Bunu öğrendiğinizde eşinizin yanında olmamasını ister miydiniz?" Kadın cevap vermeden önce eşine döndü. Adam ona gülümsedi. "Gözlerindeki ışığın," dedi yavaşça. "Yavaş yavaş sönmesine neden olmamayı isterdim." "Merhaba." Adam uzun ve ince yapılı biriydi. Gözleri ise karısının üstündeydi. Ona öyle farklı bakıyordu ki... Sanki her an gözlerinin önünden kaybolacak gibi... "İyi misin Burcu?" "İyiyim Ahmet." "Biz de hanımefendiyle koridorda karşılaştık," diyerek…