20- YARALI KALP
Yazar: Ümran TAN

Kazım Koyuncu Şevval Sam Gelevera Deresi Günümüz Kadir Agah Varol Yine bir meyhane köşesindeydi Maçkalı. Ama bu defa bir başınaydı ve daha sessizdi. Saatler önce oturduğu sandalyede ağzını bıçak açmıyordu. Aklı dün geceye esir düşmüş, dudaklarına kederin mührü vurulmuştu. Sırtında ise ağır bir yük vardı hasretin oluşturdu. Kadehini alıp kafasına dikti ve rakısının kalanını tek yudumda bitirdi. Kaçıncı kadehti bitirdiği? Saymayı bırakalı oluyordu biraz. Kadehler bitiyor acısı yenileniyordu. İçtiği meretin bir işe yaradığı yoktu ama içiyordu işte. Kanayan kalbi belki uyuşur diye umuyordu. Ama nafile... Dünden sonra mümkün değildi. Canı ona geri dönmüştü. Kadir üç yıldır ilk defa dün gece nefes almıştı. Gülfem'in su yeşili gözlerine baktığında güneşi doğmuştu. Nihayet. O sırada radyoda bir şarkı başladı, Kadir'in yüreğine kör bir bıçak saplandı. Koyverdun gittun beni oy, Koyverdun gittun beni. Allahundan bulasun oy, Allahundan bulasun. "Bulmasın," diye fısıldadı. Saatler sonunda konuştuğu tek kelimeydi. "Allah'ından bulmasın." Kıyamazdı çünkü. Tırnağı taşa değse en çok Kadir'in canı yanardı. Ne olursa olsun bu değişmezdi. Kimse almasun seni oy, Kimse almasun seni; Yine bana kalasun. Kimse almasun seni oy, Kimse almasun seni; Yine bana kalasun. Kadir içli bir nefes çektiğinde Kazım Koyuncu'nun yüreğini dağlayan sözlerine kısık sesiyle eşlik etti. Sevduğum senun aşkın, Çiğerlerumi dağlar. Hiç mi düşunmedun sen? Hiç mi düşunmedun sen oy? Tuttuğu nefesini yavaşça bıraktığında gözlerinden akan yaşı tutmadı. 37 yaşındaki koca adam, onu bırakan karısı için ağlarken gözlerini yavaşça kapattı ve kısık sesiyle eşlik etti. Sevduğun boyle ağlar, Sevduğun boyle ağlar. Şarkı bittiğinde kadehini yeniledi. İçi yanıyordu. Gülfem'in hali gözlerinin önünden bir an olsun kaybolmadığı için içi, alev alev yanıyordu. İnce bedeni, soluk yüzü ve saçları... Kısacık kestirdiği sarı saçları... Dokunmaya kıyamaz koklamaya doyamazdı oysa. Kısacık kalmıştı şimdi. Buna neyin neden olduğunu düşünmek bile derin bir azaba boğuyordu onu. Ama güzeldi be, yine çok güzeldi. Yıllar geçmişti ama onun güzelliğinden hiçbir şey eksiltmediği gibi güzelliğine güzellik katmıştı. Hâlâ bakmaya doyamıyordu. Elinde olsa çeker kollarına saatlerce sarılıp güzel yüzünü izlerdi. Bunu yapamamak canını öyle derinden acıtıyordu ki! "Berat!" diye seslendi öfkeyle. Gülfem'i ondan alan ve hala ondan uzak durmaya devam etmesine neden olan her şeye öfkeliydi. Meyhanede çalışan çocuk yanına geldi. "Söyle abim." Başını kaldırmadan konuştu. "Şu şarkıyı tekrar aç koçum." İçtiği içki yüzünden konuşması yavaşlamıştı. Berat yanından uzaklaştı ve birkaç dakika sonra sözleri meyhanede yankılandı. Bardağı masaya koyduktan sonra otomatik hareketlerle kadehini yenilediğinde karşısındaki sandalye çekildi ve Vural oturdu. Vural, Kadir'in eski bir dostuydu. Geçen aylarda eşiyle beraber mahalleye gelmiş ve tekrar buraya yerleşmişti. Vural'ın babasını tanırdı, o sayede ikisi tanışmıştı. Kocaeli'ye yerleşme fikrini de Vural vermişti ona. Hayalet gibi bir adamdı esasında, bir varsa iki yoktu. Bunca yıllık arkadaşıydı ama hala ne iş yaptığını bilmezdi, tek bildiği esaslı biriydi. Vural son yıllarda bu manzaraya şahit olduğu için yadırgamadan hemen karşısında oturarak sessizce izlemek dışında tepki vermiyordu. Yanında ise karısı Zeynep duruyordu. Garson geldiğinde Vural eliyle durdurunca adam geri gitti. Kadir ise su katmadığı rakısını tekrar dudaklarına yaslayıp büyük bir yudum aldı. Acısını uyuşturana kadar içmek istiyor olsa da içtikçe bastırdığı acısı gün yüzüne çıkıyordu. Bu acının tek bir şifası vardı. O da şimdi Kadir'e yasaktı. "Kalana zor derler hep..." diye mırıldandı. Yıllardır içini yiyen düşüncelerini ilk defa başka biriyle paylaşıyordu. Başını kaldırıp karşısında oturan çifte baktı. Mavi gözlerinde acının hazin buğusu vardı. "Herkes öyle der," deyip duraksadı. Sözlerinin ağırlığı konuşmasını ağırlaştırıyordu. "Ama gidene de zor olduğunu en iyi ben biliyorum." İtirafı damağında acı bir tat bıraktı.…