12- KIYIYA VURAN HİSLER
Yazar: Ümran TAN

Mabel Matiz Müphem Önündeki bardağa diktiği gözlerini bir an olsun ayırmıyordu. Diğer elindeyse çevirip durduğu o kutu vardı. Gülfem'in gördüğü ve evini terk ettiği yüzüğün olduğu kutu... Uzanıp kadehini eline aldı ve tek yudumda yarısını içti. İçindeki yangın sönmedi. "Ağır ol Kadir'im." "Ben onu evime çağırdım usta," dediğinde keskin mavi gözlerini onu dinleyen yaşlı adama çevirdi. Semih Usta, tesbih ustasıydı. Kadir'in babasının arkadaşıydı esasında. Fakat Kadir'in üstünde de çok emeği vardı. Küçükken babasıyla kavga edip evi terk ettiğinde Semih ustanın dükkanına sığınırdı hep. "Evime geldi benim." Evinden ziyade yüreğinden bahsettiğini anlayan Semih ustanın dudaklarında bilmiş bir gülümseme oluşsa da sesini çıkarmadı. "Ama o n'aptı?" Yargısız infaz yapmıştı Gülfem. Kadir'i en çok da öfkelendiren buydu. Dinlemeden etmeden gördüğü bir yüzük ve duyduğu iki yalan yanlış söze kanıp çekip gitmişti. Gitmek bu kadar kolaysa niye inatla girmişti hayatına? "Çekti gitti." Kadehini yenilediğinde Semih usta derin bir nefes aldı. "Mesele evinden mi gitmesi Maçkalı?" dediğinde Kadir'in eli hareketsiz kaldı. "Yoksa senin yüreğine," deyip duraksadı. "Bu kadar çabuk sırt çevirmesi mi?" Zor bir soru sormuştu ustası. Öyle zordu ki Kadir sustu. Kadehi tutan elini sıktı. Ustasının sözleri yüreğine bir çivi gibi çakılmıştı. "Sen evini, yüreğin bellemişsin evlat. Seni asıl üzen açtığın kapıdan bu kadar kolay çıkması." "Beni üzen bir şey yok!" diye hiddetlendi Kadir. Ustasının sözleri o kadar doğruydu ki oysa... Öfkesini nedeni de tam olarak buydu. Karşısındaki adam onu tanıdığından kıs kıs güldü. Kadir'in tepkisi aradığı cevaptı. Kadehini alıp Kadir'in kadehine vurdu. "Geçmiş olsun evlat." Kadir başını yana eğip "Öyle bir şey yok," dedi. Ama kalbindeki sızı tam tersini söylüyordu. Gülfem'in habersiz gidişi tahmin ettiğinden daha fazla öfkelendirmişti. Çocuk gibi anlamadan dinlemeden gitmişti. Oysa gördüğü yüzük ölen ablasına aitti. Ayrıca evdeki kadın Özge Hanım da Ayşe'nin annesiydi. Ayşe evin esas sorumlusuydu. Özge ise Kadir'i büyüten babasının evindeki emektardı. Alzhemier hastalığına yakalandığından aklı gidip gelir olayları pek hatırlamazdı. Bu yüzden kızıyla beraber Kadir'in evinde kalıyorlardı. Nişanla ilgili bir şeyler söylediğini ve ardından Gülfem'in gittiğini söylediğinde Kadir beyninden vurulmuşa dönmüştü. Fakat öfkesine yenilip Gülfem'in kapısına dikilmek yerine ustasına gelmişti. Çünkü önce neden bu kadar öfkelendiğini anlamak istiyordu. Fakat ustasının söyledikleri çok fazlaydı. Kabul edemeyeceği kadar... Kadir sadece evini açmıştı ona. Yüreğinin kapıları hâlâ kapalıydı. Göğsünde gittikçe artan sızı tam tersini kanıtlar nitelikteydi oysa... Dudaklarından ufak bir küfür dökülürken rakısını kafasına dikti. Küçücük bir kadına esir düşen yüreğiyle bir başına kalmıştı. *** Kafamın içi çamurlu bir su gibiydi. Her şey çok bulanık ve kirliydi. Ne düşüneceğimi gerçekten şaşırmış bir vaziyetteydim. Kadir'e haber vermeden çıktığım için pişmandım ve içim içimi yiyordu. Onunla aramın kötü olmasını hiç istemiyordum çünkü. Fakat o yüzük ve çalışan kadının söylediklerini de unutamıyordum. İki arada bir derede kalmıştım işte. Gözlerim sürekli telefonumdaydı ama saatler geçmesine rağmen Kadir'den arama ya da mesaj gelmemişti. Bana ne kadar kızgın olduğunu tahmin bile edemiyordum. Onu dinlemeden çıkıp gitmek mantıklı değildi. Fakat o an Ferda arayınca düşünmeden hareket etmiş ve kendime engel olamamıştım. Şimdi de ceremesini çekiyordum işte. "Bir an önce yeni dedikodu yayılması lazım." Yatağında uzanan Ferda'ya döndüm. Elinden telefonunu bir an olsun bırakmadan olaya gelen tepkileri okuyordu. Saatlerdir bu durumdaydı. Daha fazla kendini harap etmesine dayanamadığın için yanına gidip telefonunu elinden çektim. "Ya n'apıyorsun Gülfem? Versene telefonumu." Telefonu almaması için arkama sakladım. "Ya yeter ama Ferda, saatlerdir telefonu elinden düşürmedin." "Gelen yorumları okuyordum." Gözlerimi devirdim. "Okuma artık." Başını yastığa gömüp gözlerini…