9- YENİLGİ
Yazar: Ümran TAN

Cihan Murtezaoğlu Deniz Tekin Derde İhanet Edemem Karşısındaydı. Omuzlarından aşağı dökülen sarı saçları ve soğuktan kızarmış güzel yüzüyle tam karşısında duruyordu. Su yeşili gözlerine yerleşen kederli bir ifadeyle... Bu bakışı Gülfem'in çekik gözlerinde ilk defa görüyordu. Öncesinde neşe saçan gözleriyle bakardı. Şimdi bakışı bile değişmişti. Sadece bir günde... Sırf bu yüzden bile istememeliydi onu. Çalkantılı hayatına girmesine izin vermemeliydi, en başındayken durdurmalıydı. Geri adım atıp ondan uzaklaşmayı zor da olsa başarmışken gidişine mani olmamalıydı fakat oldu. Gülfem kırık bir sesle "Anladım," deyip arkasını döndüğünde Kadir, kendini hiçe saydı. Geriye attığı iki adım yüzünden aralarında oluşan boşluğu tek hamlede kapattı. Uzanıp kolunu tuttu ve ince bedenini göğsüne doğru çekti. "Neyi anladın?" Yüzleri birbirinden sadece birkaç santim kadar uzaktı. Kokusunu alacak kadar sıcaklığını hissedecek kadar yakınındaydı. "Ben-" "Evet sen serçe kuşu... Neyi anladın?" Koyu mavi gözleri onu diri diri yakan kadının dudaklarına düştü. "Bundan bir adım ötesi yangın demedim mi sana?" Sadece bakarken bile cayır cayır yandığı amansız bir yangın... "Yakma bizi demedim mi?" "Dedin ama-" Dudaklarına çarpan sıcak nefesi sonrasından sarf ettiği küfür, sabrının taştığının en büyük göstergesiydi. Maçkalı Agah, ona yenilmişti ve olmaması gereken şeyler olmuştu. Onu öpmüştü. Küçük dudaklarını dudaklarıyla ezmiş baldan tatlı olan tadını tatmıştı. Bağımlılıkları sevmezdi Maçkalı, çünkü bağımlılık zayıflıktı. Ama Gülfem'in sıcak dudaklarını tattığı ilk an bağlandığını anlamıştı. Bu kız onun sonu olacaktı. Karşılık veren dudakları, tadı, kokusu... Her şeyiyle büyüleyici bir etkiye sahipti. Ve Kadir bundan kaçmayı becerememişti. Kollarında titreyen kızın sırtını tek hamlede cama yasladığında dili dudaklarının arasından içeri girmişti. İçinde Gülfem'in yaktığı ateş saman alevi gibi parlamıştı. Hakimiyetini kaybetmemek adına öpüşünü yavaşlattı. Şimdi tadını çıkarmak istercesine yavaş yavaş öptü onu. Kana kana içti dudaklarını. Kanı delikanlılık zamanlarındaki gibi tersine akıyordu. Gülfem'in gevşeyen bedenine karşı onun bedeni adeta taşa dönmüştü. Daha önce iradesi hiç bu kadar zorlanmamıştı. Bu yüzden kendisini de onu da daha fazla zorlamamak için yavaşça geri çekildi. Hayatında yaptığı en zor şeylerden biriydi, kendine dahi itiraf etmese de bu böyleydi. Kollarında titreyen Gülfem'i daha sıkı sardı. Küçük bir serçe kuşundan farkı yoktu işte... Bu haline rağmen onu aşan dalgalara atmıştı kendini. "Bu gelişin gidişi olmaz," dediğinde sözlerinin yalan olduğunu bir tek Kadir biliyordu. Gidişi olurdu, Gülfem gitmek istediği an Kadir onun yolundan çekilirdi. Bu gelişin gidişi sadece Maçkalı Agah için olmazdı. Çünkü bir kere gönül verdiği bir kadından, son nefesine kadar vazgeçmeyeceğini bilecek kadar iyi tanıyordu kalbini. Geri çekildiğinde Gülfem gözlerini ona çevirdi. Göz bebeklerine yerleşen keder silinmemişse bile hafiflemişti. Buna sebep olduğu için kızgındı. Hem geçmişine hem de öğrenmesine sebep olanlara... "Şu gülen gözlerin," dedi parmak uçları göz altlarına hafifçe değerken ve hafif tıkanık bir sesle "Ya olur da bir gün solarsa?" Söylesene, ne yaparım ben? Bu soru sessiz sorulmuştu. Cevabı kaldıramayacağı kadar ağırdı. Bir kaya göğsünün tam orta yerine düştü. Gülfem ise sessiz kaldı. Her daim konuşan kadın bu defa sustu. Birkaç dakika boyunca süren bir sessizlikti bu. Sonrasında konuştuğunda Kadir gözlerini kapatmak zorunda kalmıştı. "Senden uzak durabilecek miyim?" diye itiraf etti sessizce. "Bilmiyorum..." diye cevapladı sonra. Kadir dişlerini birbirine bastırdı. En az kendi kadar gözü kara bir kadın bulmuştu anlaşılan. Dudaklarında ufak bir kıvrılma oluştuğunda sessiz kaldı. Nasıl uzak duracağı hakkında en ufak bir fikri yoktu. Çünkü Gülfem inatla kalbinin duvarlarını aşındırmıştı. Gülfem'in telefonu çaldığında Kadir henüz bir cevap vermemişti. Gülfem istemeyerek de olsa kollarından sıyrıldı. Kadir hissettiği boşluk karşısında içinden sa…