BÖLÜM 1
Yazar: Büşra Nur GÖÇER

"İnsan bazen hayatını değiştirecek kişiyi tanımadan önce, onu tanıyacağı güne doğru yürür." *** Ağustos akşamlarının kendine has bir telaşı vardı. Güneş çekilmeye yüz tutsa da sıcak, apartmanların arasına sıkışıp kalırdı. Açık pencerelerden televizyon sesleri birbirine karışır, bir evden taze demlenmiş çayın kokusu yükselirken diğerinden kızaran biberin kokusu gelirdi. Mahallenin çocukları hava tamamen kararmadan son kez saklambaç oynar, anneler balkonlardan isimlerini tek tek bağırmaya başlardı. Defne bütün bunları seviyordu. Belki de bu yüzden hiçbir zaman bu mahalleden ayrılmak istememişti. Odasının cumbasında otururken karşı apartmanın çatısına konan güvercinleri izledi. Kucağındaki dizüstü bilgisayar açıktı ama yarım saattir aynı sayfaya bakmasına rağmen tek satır okumamıştı. Ekranın sol alt köşesinde saat 18.56 yazıyordu. Birkaç saat sonra üniversite tercih sonuçları açıklanacaktı. Belki de hayatında ilk kez geleceği, birkaç kutucuğun içine yazacağı isimlere bağlıydı. Ama defne heyecanlı değildi tam tersine gergindi. Çünkü bir şeyleri değiştirmişti. Umarım pişman olmazdı. Derin bir nefes aldı. Sonra bilgisayarı kapattı. Masanın üzerinde duran kalemi eline aldı, birkaç saniye parmaklarının arasında çevirdi ve yeniden bıraktı. Heyecandan hiçbir şeye odaklanamıyordu. Tam o sırada mutfaktan annesinin sesi yükseldi. "Defne! Kızım, salona gelir misin?" "Geliyorum anne." Sesini duyuracak kadar cevap verdi ama yerinden kalkmadı. Cumbanın camına yaslandı. Aşağıda her zamanki mahalle vardı. Marketten poşetleriyle dönen komşular... Bisiklet süren çocuklar... Kaldırım kenarında sohbet eden teyzeler... Her şey o kadar tanıdıktı ki. Sanki hiçbir şey değişmeyecekmiş gibiydi. Oysa Defne biliyordu. Bu yazın sonunda her şey değişecekti. En azından öyle umuyordu. Telefonu masanın üzerinde titredi. Ekranda çocukluk arkadaşı olan Ela'nın adı belirdi. Ela: Yaşıyor musun? Defne istemsizce güldü. Defne: Sanmıyorum. Cevap neredeyse aynı anda geldi. Ela: Ben öldüm. Annem benim istediğim değil kendi istediği üniversiteleri söyleyip duruyor. Ne yapacağımı şaşırdım. Benim istediğim üniversite çıkarsa gönderip göndermeyeceğinden bile şüpheliyim. Defne başını iki yana salladı. Defne: Benimkiler de aynı. Ela: İstediğin okulu kazansan Fikret amca ne der acaba? Gönderir mi dersin? Parmakları birkaç saniye ekranın üzerinde bekledi. Sonra sadece bir kelime yazdı. Defne: İnan hiçbir fikrim yok... Mesajı gönderdiği an odasının kapısı iki kez tıklatıldı. "Defne?" Babasıydı. "Kızım, herkes geldi." "Herkes?" "Yağız’la birlikte babaannesi de geldi." Defne'nin yüzüne istemsizce bir gülümseme yayıldı. "Tamam, geliyorum." Telefonunu yatağın üzerine bıraktı. Aynanın karşısında durup saçlarını eliyle düzeltti. "Çok dağılmış..." Kendi kendine mırıldandı. Sonra omuz silkti. "Boş ver." Evdekilerin de umurunda olmazdı zaten. Koridora çıktığında yemek kokusu bütün evi sarmıştı. Annesinin meşhur fırında tavuğu ile yanında tereyağlı pilav ve Yağız'ın babaannesi Ayten teyzenin sardığı yaprak sarmalar. Defne'nin yaprak sarmasına bayıldığını bildiği için onlara her geldiğinde elinde bir tencere yaprak sarması getirirdi. Burnuna gelen kokuyla istemsizce gülümsedi. Salona yaklaştığında kahkahalar duyuluyordu. Kapının eşiğinde durup içeri baktığında ilk gözüne çarpan kişi yine Yağız oldu. Her zamanki gibi koltuğun tek kişilik kısmına oturmuş, babaannesiyle sohbet ediyordu. Üzerinde açık renk keten bir gömlek vardı. Kollarını dirseklerine kadar kıvırmıştı. Konuşurken başını hafif yana eğmesi çocukluğundan beri hiç değişmemişti. Defne içeri girince ilk fark eden yine o oldu. Göz göze geldikleri anda hafifçe gülümsedi. "Demek sonunda teşrif ettiler." Defne dudak büktü. "Abartma ya." "Biz seni beklemekten acıktık." "Yağız abi, sanki iki saattir bekliyormuşsun gibi neden konuşuyorsun." "Bir saattir." "On dakika oldu." "İnsan aç olunca zaman yavaş geçiyor küçük hanım." Defne gözlerini devirdi. "Şu küçük hanım demeyi bırak artık." "Neden?" "Çünkü ismim var." "Biliyorum." "E o zaman?" "…