20. BÖLÜM: TUHAF BİR İLİŞKİ
Yazar: Luna.123

FİNALE SON 3 Kızlar, Sıla'nın evinin balkonunda kahvaltı yapıyorlardı; tabii ki Sıla, kendi yaşadığı evi de kendi tasarlamıştı! Gerçekten havalı bir kadındı... Kızlar kahvaltı yaparken, arada Sıla’ya, “Yeni adaydan ne haber?” diye sordu. Sıla, çay bardağından çayını yudumlarken hemen, “Bahsedelim!” dedi, harfleri uzatarak: “Erhan Tekin, 29 yaşında, mavi gözlü, Akrep burcu, psikolog.” Özde, “Aaa, meslektaşmışız! Damat adayımız +1 puan aldı.” dedi. Alara, hızlıca ağzına peynir ve domates attı ve yine aynı hızla ayağa kalktı: “Davaya geç kalıyorum, Alara kaçar!” dedi. Bunu söylerken bir Behlül Haznedar edasıyla söylüyordu. Peşinden Özde de çıktı onunla; çünkü “Ergen Psikolojisi” kursu vardı. Yanlış anlamayın, bu sefer öğrenci değil, öğretmendi. “Duydum, üzerlerinde ne var diyorsunuz?” Özde’nin üzerinde beyaz bir gömlek ve mavi bir kot pantolon vardı. Ayağında ise beyaz spor ayakkabılar... Tabii siz Alara’nın üzerindekini de merak ediyorsunuzdur, ondan da bahsedelim: O, gri bir blazer takım giymişti. Tabii, adliyeye gidiyoruz; ciddi olmalıydı. Ayağında açık bantlı siyah topuklu ayakkabılar vardı; çantası ise aynı şekilde siyahtı. İkisi de birbirinden güzel olmuştu, haklarını yemeyelim. Özde, kursun olacağı yere vardı ve hızla derse başladılar. Soru-cevap şeklinde ilerliyordu bu kurs. Soru sormak için elini kaldıran, kıvırcık bal rengi saçlara ve yine aynı tonda bal rengi gözlere sahip bir kız ilgisini çekti. Hemen söz hakkı vermek için, “Evet, isminiz ve sorunuz lütfen.” dedi. Kız, “Yağmur Çelebi.” dedi ve sorusunu yöneltti: “Ergenler neden sık sık duygusal dalgalanmalar yaşar?” Özde bu soruyu beğenmişti, hemen cevap verdi: “Çünkü hormonlar hızlı değişir ve beyin hâlâ gelişim aşamasındadır. Bu da duyguların daha yoğun ve kontrolsüz hissedilmesine yol açar.” Bugün, Alara’nın bir ay önce boşanma davasında da yardımcı olduğu Sinem Topçu’nun, eski eşi Aytekin Kaleci’nin ödemesi gereken nafakayı ödememesi sebebiyle açılan davanın ilk celsesi vardı. Vakit gelmişti, mübaşir bağırdı: “Davalı Aytekin Kaleci, davacı Demet Ilgaz, davacı Sinem Topçu, davacı vekili Alara Uluca!” Alara savunmasına başladı: “Sayın hâkim, müvekkilim evlilik birliğinin sona ermesiyle hem kendisi hem de küçük kızı Işıl adına ciddi bir maddi zorluk yaşamaktadır. Davalı tarafın düzenli geliri bulunmakta ve nafaka ödemeye gücü vardır. Müvekkilimin ve çocuğunun temel ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için talep ettiğimiz nafaka, yasal ve hakkaniyete uygundur. Bu nedenle talebimizin kabulünü arz ederim.” Peki Sıla ne yapıyordu? Bugün izin günüydü, yapması gereken bir iş yoktu. O yüzden pembe-kırmızı kalpli peluş pijamalarını giyip, üzerine sarı civcivli bornozunu geçirip, yılbaşı konseptli peluş çoraplarını ayağına takmış şekilde Muhteşem Yüzyıl izlemekle meşguldü. Bir yatak formuna getirdiği koltukta uzanıyordu. Yanında ise sarılıp dizisini izlediği ayısı Zübeyir vardı. Televizyondan ses yükseldi: “Sen bir prensessin, ben bir köleyim, öyle mi ha?” diyordu Hürrem Sultan. Özde, hazırlanmaktaydı buluşması için. Sıla’nın söylediğine göre elit bir restoranda olacaktı buluşma, o yüzden ona göre bir kıyafet seçti. Mini boy, kayık yaka bir elbise… Damla şeklinde gold küpeler, gold “Ö” harfli bir kolye... Evet, yine aynı renkte bantlı, burnu açık gold rengi bir ayakkabı ve siyah bir çanta tercih etti Özde. Ve bu kombinini onun imzası olan kırmızı rujuyla taçlandırdı. Özde, buluşma yerine gittiğinde buluşacağı adamın yanında, kahverengi saçlarının arasında yeşil renkle süslemeler bulunan, siyah maxi boy bir elbise giymiş bir kadın bulunmaktaydı. Özde ne kadar şaşırmış olsa da, burada neler döndüğünü anlamak amacıyla masaya yürüdü. Masaya ulaştığında ise oturdu. Kadın, Özde’nin şaşırdığını anlamış olacak ki duruma açıklık getirdi: “Biz açık ilişki yaşıyoruz. Sevgilim uygulamada seni görmüş ve seninle bir gece geçirmek istemiş.” Özde, kadının bu rahat tavırlarından ve kendisine yapıştırılan etiketten oldukça rahatsız olmuştu. Ve bu rahatsızlığını dile getirmekten çekinmedi: “Siz ba…