Deli Yürek
Yazar: n.

Saçlarından tuzlu bir rüzgâr esti yüzüme, yüreğim aktı yüreğine yüreğine, o an anladım, sensiz anlamsız her bir şey... *** Mabel Matiz - Öyle Kolaysa SANCAR Yaşadığım süre boyunca hiçbir insana yük olmadan geçirmiştim bu hayatı. Kendi ihtiyaçlarını kendi karşılayan, bir kez bile ah etmeyen, kendi kendine çetrefilli yolları aşan bir adamdım. Düştükçe kalktım, kaltıkça güçlendim. Yaralarıma aldırış etmeden daima başkalarının yaralarına koştum. Bu hayat benim için ikiye ayrılıyordu. Sevdiklerim ve sevmediklerim. İnsanlar ve insan müsveddeleri. Sevdiklerimi her zaman koruyup kollamıştım. Tek bir an bile düşmelerine izin vermeden bana tutunmalarını sağlamıştım. Askerdi babam. Bu vatanı canıyla, canı pahasına koruyan, bir an bile tereddüt etmeden mermilere koca göğsünü siper edip al bayrağa mühürlenen bir adamdı babam. Şerefini ve namusunu korur gibi korurdu vatanını. Asker adamın havası toprak, suyuysa akan kanıydı. Her ne olursa olsun vatana ihanet etmemeyi, kanının son damlasına kadar vatanı müdafaa etmeyi öğretmişti babam bana. Onun bana en büyük mirası bu vatan ve şehitlikti. Yeri gelince bu vatana can kan olmayı zikretti bana. Yeri gelince bu vatana mucize, yeri gelince de vatanın bağrına ateş gibi düşmeyi anlatırdı bana babam. Askerlerin ölümsüz olduğunu, geri dönülemez yola girdiğini yirmi yaşımda babamın şehadet haberiyle kavramıştım. Nice ölümler, nice şehadetler gördüm ama hiçbiri babamınki kadar bağrıma ateş düşürmemişti. Bir vatan bıraktı babam geride evlatlarına, bir sevda bıraktı yüreğinde babam anama. " Vatan aşkı düşmüş yüreğe her sevda basit gelir evlat", derdi babam. Haklıydı da. Hayatımda illa hoşlandığım kadınlar olmuştu. Ama âşık olduğum... Yoktu. Hiçbir kadın ilgimi çekmiyordu, çekmemişti bunca zamandır. Belki de aramadığım için bulamamıştım. Arayan bulur nicesinde. Yıllar geçtikçe anladım babamın bu sözünü. Daha çok hak verdim ona. Cidden de vatan aşkı düşmüş yüreğe her sevda basir gelirmiş, derdim. "Deli yüreğe diz çöktürecek iki şey vardır evlat. Biri vatan, biri de uğruna ölünesi o kadın. Bir gülüşüyle sana dünyaları verebilecek bir hatunun olacak oğlum. Sen vatana can olurken o da sana can olacak. Şehit olduğunda bile birbirinizden bir parça taşıyacaksınız. Şehit olsan da birbirinizden ayrılamayacaksınız... Hiçbir kadın umrumda değildi. Basit bir Türk askeriydim. Göreve gider gelirdim. Kasabamda, mahallemde etlisine sütlüsüne karışmadan yaşardım işte. Ta ki onu görene kadar... Öyle bir anda girdi ki hayatıma, öyle bir rüzgârla esti ki yüreğime. Ben onun rüzgârında savrulmadım. Yandım, bittim, kül oldum. Deli eden cilvesiyle, gülüşüyle ve mavi mavi bakan gözleriyle. Kafasına göre yaşardı hayatını. Kendince kurallar koyar onlara göre hayatını şekillendirirdi. Bu ilkeleri benimser bir nevi yaşama prensibi edinirdi. Hürdü, kısıtlamaya gelemezdi. Bir kuş misali değil, bir serçe misali değil. Vatan gibi, vatan gibi hürdü. Al bayrak gibi mest edici, su ve toprak gibi büyüleyici. Adı gibi hür ve vazgeçilemezdi. Uçsuz bucaksız içinde boğulmak isteyeceğim derya deniz gözleriyle. Derya'ydı o, Derya... Onu her gördüğümde göğüs kafesimde uçup ona süzülmek isteyen bir kuş çırpınırdı yüreğimde. Pek çok kadından hoşlanmıştım ama hayır, bu çok başkaydı, bambaşkaydı. Onu gördüğümde deli yüreğimden deli yüreğine akan sonsuz bir sevda kaynardı bağrımda. Ateşi ona ait, külü de bana... Onu ilk gördüğümde gülümsüyordu. Gülperi'nin on dokuzuncu yaş günüydü. Üzerinde hafif uzun, pembe ve fırfırlı tatlı bir elbise vardı. Makyajı yok dedirtecek kadar kusursuz ve güzeldi. Etrafına neşe saça saça ilerledi. Mavi mavi baka baka, örgülü sarı saçlarını savura savura Berkay'a baktı. Pastaya mumları yamuk yumuk yerleştiren Berkay'a kızarak koluna art arda sert silleler çaktı. Berkay bu hallerine güldü ve onu umursamadı. Ardından mumları yerleştirmeye devam ettiler. Gülperi geldiğindeyse herkese sarılarak teşekkür etti. Tek nefeste mumları üfledi dilek tutarak. Pastayı dilimlere ayırdılar ve ben de dahil herkes afiyetle pastasını yedi. Her…