Yaz Gülü
Yazar: n.

Bir gün batımında gördüm seni, ıslanmış kirpiklerimi ve parlayan tenini... *** Hadise - Yaz Gülü GÜLPERİ Hayata gelmeden önce senaryoyu okuyabilseydim, kaderimi bilseydim doğmak ister miydim bilmiyorum açıkçası. Bunca derdin, bunca sahte ve yapmacık insanın arasına karışmak ister miydim, bilmiyorum. Kafam karmakarışıktı. Hayat insanlara belli bir yere kadar tolerans gösterir. Şu nokta da hayata karşı tolere yeteneğim yok olmuştu. O kadar endişelenmiş ve korkmuştum ki bisikletle on beş dakikalık yolu beş dakikada gelerek bisikiletle uçmayı seçmiştim. Bisikletimi kenara fırlatarak üzerinden fırladım. Kendi ayağıma takıldığım için üç beş adım tökezleyerek nefes nefese dükkana girdim. Gördüğüm manzarayla tekrardan yıkıldı kalelerim, duvarlarım. Annem perperişan hâlde kollarını sıvamış sandalyeye yayılmıştı. Sevim teyze, annemin başına sıkı sıkı başörtü bağlamıştı. Kızı Hayal'se annemin koluna tabiri caizse boş bulduğu her yere kolonya sürüyordu. Babamsa kenara oturmuş dertli dertli düşünürken dakika başı Berkay'a şakaklarına masaj yaptırıyordu. Şükran abla da yelpazesiyle gergin gergin kendini yelliyordu. En son ne zaman görmüştüm bu manzarayı? Kaza yaptığımız gece? Bana görücü geldiğinde? Berkay'ın sünnetinde? O zamanlar kardeşim Berkay'ın sünneti vardı. Sünnet olmamak için direniyor hatta anneme çok sert çıkışıyordu. Daha altı yaşında bu kadar vahşi ve yırtıcı olduğunu sünnetinde görmüştük. Tabi Berkay sünnet olmak istemediği için topuklarını kıçına vura vura kaçmıştı. Hiçbir yerde bulamamıştık kardeşimi. Sonunda mahallenin eski sakinlerinden Nedim abi bulup Berkay'ı getirmişti ama annemle babam çoktan darmaduman olmuştu. Sonunda sünnet olduğunda bağırışları mahalle boyunca yankılanmıştı. "Anne çüküm yok anneee! Hani ucundan alacaklardı?! Anne çüküm yoook!" Narkozun etkisiyle yaptığı bu harekete hâlâ kahkaha attığımı hatırlarım. "Ben nasıl erkek adam olacağım anneee! Çüküm yoook!" O güne dair hatırladığım son şeyse altı yaşındaki çocuğun erkekliği çüke bağladığı için benden amansız bir dayak yemesiydi. Sonrasında tekrar kaçarak bir ağaca sığınmıştı. O gün de annemle babam perperişan olmuştu ama bu bir ilkti. Canımı böylesine acıtıp beni tarumar eden bir acı. "N'oluyor burda? Ne bu hâliniz?" Sesim güçsüz çıkmıştı. Herkesin bakışı bana döndü. "Abla anlattım ya sana. Adamlar dükkanı satın almak istiyormuş." "Sebep", dedim uyuz edici bir sesle. Ayaklarımı sallamaya ve sinirlerime hâkim olmaya çalıştım. "Yazlık bir turizm projesi mi ne varmış. Çevredeki arsaları almışlar bir tek burası kalmış, deminden beri burda duba gibi dikiliyorlar." "Koskoca İzmir'de bula bula burayı mı bulmuşlar? Başka yer mi yokmuş?" "Ay ben de aynısını söyledim kız! Hayır yani bize gelseydi satardım. Sizin de ayağınıza fırsat gelmiş geri tepiyorsunuz", Şükran ablanın bu yersiz çıkışına karşılık Sevim teyze çenesini tutamamıştı. "Adamların ekmek teknesi gitti gidecek senin dediğin şeye bak Şükran! Pes doğrusu, vallahi billahi pes!" "Ay ne var Sevo! Yalan mı? Bu bok çukurundan çıkmak için fırsat ayaklarına kadar gelmiş... Hâlâ mırın kırın ediyorlar!" "Şükran abla!" Berkay'ın sert sesiyle bir süre herkes sustu. Şükran ablaysa kalçalarını ata ata hararetle dükkandan çıktı. Hepimiz rahat bir nefes alarak iç çektik. Ben anneme odaklandım. Sonra da babama baktım. Yirmi dört sene sonra ilk defa gözlerindeki o yorgunluğu, pes edişi gördüm. İçim kıyıldı, resmen artık bittik, dediği yerdeydi âdeta. "Ramo! Ara patronu söyle! Esenler mahallesi, limon sokak. Yarına patron burda olur..." Duyduğum cümleye mi sinirleneyim aileme mi yanayım bilemedim şu an. Dükkanın önüne baktığımda adamlar ciddi ciddi alıcı gözüyle bakıyorlardı pastaneye. Burayı inceleyen adamlardan biriyle göz göze gelince bakışlarımı çekmedim. Ne o ne ben, asla çekmedik birbirimizden gözlerimizi. Gerilmesi gereken kişi benken o gerildi. Kaşlarını çattı. Gözlerini ancak yanına dosyayla başka bir adam gelince çekebildi. Bakışlarım tekrar aileme döndü. Omzuma dokunan kolla irkilerek ardıma baktım. Sancar'dı b…