Aksilikler
Yazar: n.

Hayatımızda aksilik sandığımız bazı şeyler, bizi asıl hikâyemize götürür... *** Sertab Erener - İstanbul GÜLPERİ Çocukken ne zaman içimde bir burukluk oluşsa koşa koşa babama giderdim. Babamla birlikte pastanesinde pastalar yapmak, kekler yapıp satmak beni her zaman mutlu ederdi. Bu küçük dükkan, ufak Gülperi'nin toz pembe dünyası için her zaman bir oyun parkıydı. O karışımı kıvamı tutana kadar kolum ağrıya ağrıya nasıl karıştırdığımı hatırladıkça minik bir tebessüm yerleşiyordu yüzüme. Hatta bir zamanlar kolumun ağrısından babama saatlerce ağladığımı bile hatırlarım. Babam da garip adam kıyamaz kendi karıştırırdı. O zamanlar bunlar benim için büyük bir nimetti. İnsanlara kek, pasta yapıp satmak, onların yüzünü güldürmek beni onlardan daha çok mutlu ederdi fakat şimdi İzmir'in bu minik kasabasında bu minik pastanede hayvan gibi sıcağın altında bunu yapmak bana çok zor geliyordu. Özellikle de yirmi dört yaşınızda herkes gezip tozarken sizin çalışıyor olmanız... Şöyle bir geri dönüp bakıyorum da eğer yirmi sene önceki Gülperi götünden başından ayrı ayrı terler aka aka bu çile dolu işi yapacağını bilseydi minik simli elbisesini sallaya sallaya o mutfağa girer miydi? Doğrusu ben de bilmiyorum. Çok hevesliydim o zamanlar özellikle de lise zamanlarımda kitaplardan çok mutfakta bu küçük pastanede zaman geçiriyordum. Öyle ki annem bile sürekli ona yardım etmem konusunda çok şikâyetçiydi. Bu işi o kadar sevmiş ve benimsemiştim ki annemle babama meslek lisesi pastacılık okumak istediğimi söylediğimde şaşırmışlardı. Peki sizce okudum mu pastacılığı? Tabi ki de hayır! Peki sizce neden? Babam izin vermedi! Zaten pastacılık okusaydım bu durumda olmazdık diye düşünüyorum. Bu pastanede olmasa da herhangi bir yerde çalışır daha gelirli daha dolgun maaşlı bir işte çalışırdım. Fakat babamın yersiz endişeleri beni de paniğe sürüklediği için benimle hiç alakası olmayan bir bölüm okumuştum. Turist rehberliği... Doğrusunu söylemek gerekirse işime de yaramıştı ve hâlâ da yarıyordu. Ege bölgesinde turizmin canlı olduğu bir yerdeydik. İlla ki yabancı insanlar geliyordu ve ben de kendilerine yardım ediyordum. Bu da bize en az artı beş müşteri kazandırıyordu. Bir aileye tekabül ediyor işte. "Peroşuuuuuu'm!" Âniden kendi adımı avaz avaz duyunca elimdeki eklerle birlikte az kalsın ben de tahta zemini boylayacaktım. Kapıya baktığımda gelenin en yakın arkadaşım, çocukluk arkadaşımın olduğunu gördüm. Bakışlarımı sinirle bir yerdeki eklere ve arkadaşıma yönlendirdim. Elindeki çantayı askılarından tutarak en yakınında duran masaya fırlattı ve yanıma koşarak geldi. Nefes nefeseyken ben de yere eğilerek kırılan tabağı ve ekleri toparlıyordum. Atik bir hareketle yanıma çökerek bana yardım etti. "Ya Peroş'um özür dilerim ya. Çok heyecanlıydım." "Tamam sorun değil ama bir dahakine dikkat etsen fena olmaz." diyerek bize ters ters bakan çifti gösterdim. Sanırım romantik anlarını bozmuştuk. Açıkçası pek de umrumda değillerdi. Yerdekileri toparlayıp yeri de sildikten sonra arka mutfağa açılan kapıdan girdik. Kalçamı tezgâha yaslayarak merakla Derya'ya döndüm. "Eeee? Pastaneyi başımıza yıkacak kadar heyecanlanmana sebep olan şey ne?" "Ya öyle deme Peroş'um." diyerek yanaklarımı da iki yandan sıktı ve alnımı öptü. "Valla' iş heyecanı?" "İş heyecanı?" dediklerini algılamaya başladığımda şaşırmıştım. İş mi bulmuştu? Üstelik aylar sonra... Derya ilkokul ikiden beri tanıdığım en saf, temiz kalpli arkadaşımdı. Bu yaşımıza kadar birlikte iyisiyle kötüsüyle gelmiştik ve onun her şeyin en iyisine layık olduğundan emindim. Fakat bu haber beklediğimden daha erkendi. "Yaaaa iş buldum iş!" Kalçamdan kuvvet alarak karşısında iyice doğruldum. Kollarımı iki yana açarak sarılması için üzerine atıldım. "Çok sevindim lülüüüüüm! Ağağağağğaa!" "Valla' hiç sorma Peroş'um be! Ayy!" İkimiz de birbirimize sıkı sıkı sarılır şekilde bir sağa bir sola atlıyorduk. Elimizde sanırım bir ponpon eksikti. "Peroş'uuuumm!" "Derya'mmmm!" Sonra ikimiz de aynı anda bağırdık, "Lülüüüüüm!" Bir süre daha kahkah…