4.BÖLÜM
Yazar: İrem

“Durumu ne?” Bu soruyu soran kişiyi tanımıyordum. Ama sesi... Bu sesin tınısı beni oldukça geçmişe götürüyordu. “Hastamızda ağır seyreden bir anemi mevcut.” “Anlamadım, anemi derken?” diyen kardeşimin sesi oldukça korkulu çıkıyordu. Yattığım yerde doğruldum. “Ela sakin ol lütfen.” diyen, yine az önceki sesti. “Ela yanımda dur sorun yok, lütfen sakin ol.” Semih ve Ela... İkisi de buradaydı. Görünüşe göre ben de bir hastanede olmalıydım. Gözlerimi güçlükle açtım. “Açıklayın lütfen bekliyorum,” dedi Ela ise. Ben de en az onun kadar korkuyordum. Ne kadar hasta olabilirdim ki? “Hastamızda…” dedi doktor. “Kanser başlangıcı var… Kan üretimi zayıf, bünyesi bu yüzden yorgun düşmekte. Haftada bir kez kan nakli yapılması gerekli başlangıç olarak. Bu durumda çalışması da mümkün görünmüyor. Bol bol istirahat etmesi lazım.” dedi doktor. “Hastalığın daha ileri bir evreye atlamaması için bu önemli. Erkenden ek tedaviye de başlanılmalı.” Kanserdim. Buna sebep olan şey kanser olmamdı. Bu olmaz, olamaz. Ben ölürsem kardeşim... O tek başına ayakta duramaz. Yok, bunu kabul etmiyorum. Ben iyiyim. İyi olacağım. Ama nasıl? Bu yoklukta nasıl olacak bu? Kaderim hiç mi yüzüme gülmeyecek benim? Gözlerim doldu taştı ama hemen sildim. Çünkü Ela beni güçsüz görmemeliydi. “Hayır ya, ablam o kadar da hasta olamaz, şimdi değil ya lütfen!” “Ela, hiş... Sakin ol lütfen. Geçici bir durum bu, lütfen sakin ol. Sadece birkaç ay gelecek kan alacak ve evde dinlenecek.” “Peki onu ne zaman görebilirim?” “Birazdan uyanır, girebilirsiniz yanına. Ama dediğim gibi erken teşhis hayat kurtarır. Eylül Hanım için yolun başı. Bu yüzden kurtulma şansı çok yüksek. Geçmiş olsun.” Hayat engellerini çıkarmakta ustaydı. Keşke Lise 1’de olsaydım. Onunla ilk karşılaşma yaşadığım o anda. Hoşlandığım çocuğun bana ilan-ı aşk ettiği dönemde. Fakat onun da sonu bir yıkım değil miydi? Sadece ismini bildiğim Çağan benim hayatımın ilk ve tek aşkı olmuştu. Ela ve Burcu dışında kimseye anlatmamıştım ona olan hislerimi. Fakat soyadını bile bilemediğimiz Çağan’ın sırra kadem basmış olması yüreğimi yakmıştı. Haber dahi alamadığım umutsuz aşkımın ardından bir daha kimseyle çıkmama kararı almıştım. Kalbimin kapılarını henüz küçükken aşka kapatmış ilk değişimime adımımı atmıştım. Sonrasında babam Adem’i kaybedinceyse hepten kabuğuma çekilmiştim. Ela’nın odaya girişiyle düşüncelerim dağıldı. “Abla?” “Gel bir tanem,” dedim gülümseyip. Ela içinde yaşadığı hüzün patlamasıyla bana sıkıca sarıldı. Gözyaşlarını tutamayışına kızıyordu içten içe, biliyordum. Ben de ağlamamak için kendimi tutuyordum, kardeşimin karşısında hep güçlü olmuştum. Yine güçlü olacaktım. Olmalıydım, olmak zorundaydım. “Ela! Ela’m benim, korktun mu sen? Bak bir şey yok iyiyim ben.” Ela omuz silkip burnunu çekti. “Anlaşılan doktor amcalar korkutmuş benim kardeşimi.” derken küçük bir çocuğu sever gibiydim biliyorum, gülümseyip gözyaşlarını sildim kardeşimin. “Ağlama Ela geçecek bu. Biz neleri atlattık, bunu da atlatacağız.” Ela sarılı kollarını içini çekerek daha da sıktı. Bakışlarım yarı açık kapıyı buldu. Semih ve yanındaki bir çocuk bizi yarı açık kapının ardından izliyordu. “İnşallah iyileşir.” dedi Semih. “Çok seviyor ablasını, umarım iyileşir.” derken arkadaşının omzunu sıktı genç adam. “Beni kim getirdi hastaneye?” “Semih Bey ve ağabeyi getirmiş. Çağan.” “Anladım,” durdum. “Sen nasıl öğrendin burada olduğumu?” “Burcu abla arayıp söyledi. Sonra Semih Bey’i aradım ve arkadaşı Atıf da beni buraya getirdi sağ olsun.” Biraz bekledi ve “Seni Çağan tutmuş,” dedi sır verir gibi. “İsmi... Abla görüntüsü falan sanki...” Başımı iki yana salladım. Yanılıyordu. “O değildir Ela. Değildir. Olsa bir geçmiş olsun derdi, yıllar sonra öyle bir zamanda... Neyse boş ver.” “İşi vardı o yüzden gitmek zorunda kaldı.” “Anlıyorum,” dedim. Kalbim yine de o olsun isterdi. Filmlerde olur ya öyle, böyle bir karşılaşma yaşadığımızı hep düşlerdim. Ama işte adı üstünde film. Hemşire odaya geldiğinde Ela da resmiyetini koruduğu Semih’in yanına gitmek üzere adımladı…