5.bolum
Yazar: Sıla Dursun

Babamın parmağı tetikteydi. Koridordaki hava buz kesmişti. Liam çoktan silahını çekmişti. Ben ise nefes almayı unutmuştum. Aren… Hâlâ kıpırdamıyordu. Sadece bana bakıyordu. Sonra yavaşça gözlerini babama çevirdi. İfadesi tamamen sakindi. Bu, nedense daha korkutucuydu. “Murat.” Babam kaşlarını çattı. “Bana o isimle hitap etme.” Aren onu duymazdan geldi. “Sana son kez söylüyorum.” Sesi alçaktı. “Aşağı indir.” Babam kısa bir kahkaha attı. “Emir mi veriyorsun?” Aren cevap vermedi. Sadece baktı. Bir saniye. İki saniye. Sonra Selim Bey’in kulağındaki kulaklık cızırdadı. Ardından başka bir ses. Ve bir tane daha. Bir anda koridorun iki yanındaki kapılar açıldı. Siyah takım elbiseli insanlar içeri girdi. Sessizce. Düzenli bir şekilde. Bir saniyeden kısa sürede bütün çıkışları tuttular. Babam ilk kez etrafına baktı. Yüzündeki ifade değişti. Çok hafif. Ama değişti. Liam bunu görünce yavaşça ıslık çaldı. “Tamam… şimdi ben bile korkmaya başladım.” Aren’in gözleri hâlâ babamın üzerindeydi. “Ben buraya hazırlıksız gelmem.” Sessizlik. Babam silahını indirmedi. Ama ilk kez tereddüt etti. Aren devam etti. “Bugün buradan savaş çıkararak çıkabilirsin.” Bir saniye durdu. “Ya da gidebilirsin.” Babam gözlerini kıstı. “Bana yol mu gösteriyorsun?” “Hayır.” Aren’in sesi değişmedi. “Sana seçenek sunuyorum.” Koridorda kimse hareket etmiyordu. Sonunda babam bana baktı. Sonra tekrar Aren’e. Ve ilk kez sesinde öfke vardı. “Bir gün onu benden alamayacaksın.” Aren’in cevabı anında geldi. “Bugün de alamadın.” Sessizlik. Uzun. Ağır. Sonunda babam yavaşça silahını indirdi. Bana son kez baktı. “Meyra.” Ben cevap vermedim. Bakışları bir an üzerimde kaldı. Sonra döndü. Çıkışa doğru yürümeye başladı. Kapıda durdu. Arkasını dönmeden konuştu. “Bu bitmedi.” Aren’in cevabı sadece iki kelimeydi. “Biliyorum.” Babam gitti. Adamları da peşinden. Kapı kapandı. Ve ilk kez… Gerçekten sessiz oldu. Liam uzun bir nefes verdi. “Harika.” Kimse cevap vermedi. “Ben bir kahveye ihtiyacım var.” Yine cevap yok. İkimize baktı. Sonra gözlerini devirdi. “Aman Tanrım.” Ben kaşlarımı çattım. “Ne?” “Bir şey diyeceğim ama bana kızacaksın.” “Liam.” “Evet, ben gidiyorum.” Cevap vermemi bile beklemeden arkasını döndü. “Selim Bey, mutfak nerede?” “Sağ koridor.” “Mükemmel.” Ve gerçekten gitti. Selim Bey de onları yalnız bırakmak ister gibi sessizce uzaklaştı. Bir anda… Koridorda sadece ben ve Aren kaldık. Sessizlik. Rüzgârın sesi bile yoktu. Sadece ikimizin nefesi. Aren bana bakıyordu. Ben de ona. Sonunda ben konuştum. “Bugün çok fazla şey öğrendim.” Aren başını hafifçe eğdi. “Fark ettim.” “Hayatımı kurtardığını öğrendim.” Sessiz kaldı. “Beni yıllarca takip ettiğini öğrendim.” Yine sustu. “Bir zamanlar benim için görevlendirildiğini öğrendim.” Bu kez gözlerinde hafif bir acı belirdi. Derin bir nefes aldım. “Ve hâlâ hiçbir şeyi tam olarak anlamıyorum.” Aren birkaç saniye bana baktı. Sonra… Beklemediğim bir şey yaptı. Yavaşça yanıma geldi. Aramızda bir adımlık mesafe kaldı. “Meyra.” İlk kez sesinde tereddüt vardı. “Bir şey söylemem lazım.” Kaşlarım çatıldı. “Nedir?” Birkaç saniye sustu. Sanki doğru kelimeleri seçmeye çalışıyordu. Bu ona hiç benzemiyordu. Sonunda konuştu. “Baban geri gelecek.” “Biliyorum.” “Benim ailem de.” Kalbim hafifçe sıkıştı. “…Tamam.” Ve sonra bombayı bıraktı. “Bu yüzden sana bir teklifim var.” “Nasıl bir teklif?” Bana uzun uzun baktı. Sonra: “Benimle evlen.” … Sessizlik. Bir saniye. İki saniye. Üç saniye. Gözlerimi kırpıştırdım. “Ne?” Aren’in ifadesi değişmedi. “Benimle evlen.” “Az önce bunu gerçekten söyledin mi?” “Evet.” “Ben…” Kelimeleri unuttum. “…ne?” Uzun zamandır ilk kez, Aren biraz rahatsız görünüyordu. “Bu anlaşmalı bir evlilik olacak.” Ben hâlâ ona bakıyordum. “Ben halüsinasyon görüyorum.” “Görmüyorsun.” “Liam!” Uzaklardan bir ses geldi. “BENİ KARIŞTIRMAYIN!” Tekrar Aren’e döndüm. “Sen delirmişsin.” “Büyük ihtimalle.” “Bu normal bir cümle değil!” “Biliyorum.” “İnsanlar yıllar sonra karşılaşıp birbirlerine evlenme teklifi etmez!” Bu kez çok hafif… Çok hafif bir gülüms…