4.bolum
Yazar: Sıla Dursun

Köprünün altındaki tünele girdiğimiz anda dış dünya tamamen kesildi. Arkamızdaki sesler boğuklaştı. Işık yoktu. Sadece duvarlara çarpan nefeslerimiz. Aren önde yürüyordu. Bu kez acele etmiyordu ama duraksamıyordu da. Liam arkadaydı, kolumun hemen yanında. “Bu planını çok sevmedim,” diye fısıldadı. “Plan yok,” dedim nefes nefese. “Daha kötü.” Aren başını bile çevirmeden konuştu. “Konuşmayı kesin.” Sesi normaldi. Ama tünelin içinde yankılanınca daha sert duyuldu. Bir süre yürüdük. Sonra tünelin sonunda metal bir kapı belirdi. Eski. Çiziklerle dolu. Aren cebinden küçük bir anahtar çıkardı. Liam kaşlarını kaldırdı. “Bunu nereden buldun?” “Ailemden.” Kapı açıldı. Ve o an hava değişti. Tünelin karanlığı yerini soğuk, eski bir koridora bıraktı. Burası terk edilmiş gibi görünüyordu ama terk edilmemişti. Bakımlıydı. Temizdi. Yaşayan bir yerdi. Ben etrafa bakarken fısıldadım. “Burası senin evin mi?” Aren kısa bir an durdu. “Evet.” Liam burnundan nefes verdi. “Tabii ki.” İçeri ilerledik. Duvarlarda eski fotoğraflar vardı. Bazılarında küçük bir çocuk. Aren. Ama tek başına değil. Sert yüzlü adamlar. Resmi kıyafetler. Ve… tanıdık bir yüz. Kalbim sıkıştı. “Bu…” Bir fotoğrafa yaklaştım. Orada babam vardı. Gençti. Ve Aren’in yanında duruyordu. Sanki bir şeyin parçasıymış gibi. “Bu ne?” dedim. Aren cevap vermedi. Ama Liam cevap verdi. “Bu bir aile albümü değil.” Sessizce yaklaştı. “Bu bir yapı.” Aren sonunda konuştu. “Baba tarafından kuruldu.” Cümle basitti. Ama içi ağırdı. “Ne kuruldu?” dedim. Aren bana baktı. “Ben.” Sessizlik. Bir adım geri çekildim. “Ne demek ‘sen’?” Aren gözlerini kaçırdı. Bu nadir bir şeydi. “Ben… bir kişi olarak büyütülmedim.” Liam’ın yüzü ciddileşti. “Devam et.” Aren nefes aldı. “Bir araç olarak yetiştirildim.” O an midem sıkıştı. Aren devam etti. “Babam ve senin baban… aynı sistemin içindeydi.” Başım döndü. “Ne sistemi?” Aren gözlerini kapattı bir saniye. Sonra tekrar açtı. “Kontrol.” O an her şey yerine oturmaya başladı ama bu “oturma” huzur değil, çöküş gibiydi. Aren duvara yaslandı. “Ben onların en iyi projesiydim.” Liam küfretti. “Proje mi?” Aren başını salladı. “Evet.” Bana baktı. “Ve sen…” Durdu. Sesini düşürdü. “Seninle tanışmam… tesadüf değildi.” Kalbim hızlandı. “Ne demek bu?” Aren’in yüzü sertleşti. “Babam seni seçti.” Sessizlik. Koridor bile sessizleşti sanki. “Beni sana bağlamak için.” Bir an nefes alamadım. “Yalan,” dedim. Ama sesim bile inanmıyordu. Aren devam etti. “İlk başta görevdi.” Devam etti “bu yüzden senden hep uzak durmaya çalışırdım ben ne kadar uzak durmaya çalışırsam çalışayım sen yine de hep bana gelmeye devam ettin bende vazgeçemedim” “Neyden?” “Senden” Liam araya girdi. “Sonra?” Aren gözlerini bana çevirdi. “Sonra kontrol edemediler.” O cümle orada asılı kaldı. Ben hiçbir şey söyleyemedim. Çünkü gözlerinde ilk kez şunu görüyordum: Bunu anlatırken bile hâlâ bana karşı bir şey koruyordu. Aren koridordan ileri yürüdü. “Babam beni geri istiyor.” Liam sertçe sordu. “Ve seni geri aldığında ne olacak?” Aren durdu. Arkasını dönmedi. Sadece şunu söyledi: “Bu sistem yeniden başlayacak.” Sessizlik. Sonra kapının öbür ucundan bir ses geldi. Metal kapı ağır şekilde açıldı. Ve içeri giren kişi… Baba. Benim babam. Yüzünde alışık olduğum o soğuk ifade vardı. Ama bu kez farklıydı. Beni görünce değil. Aren’i görünce durdu. Ve ilk kez sesinde bir şey değişti. “Dönmüşsün.” Aren hiç kıpırdamadı. “Hayır.” Babam gözlerini kıstı. “Buradasın.” Aren cevap verdi. “Geçici.” Babam bakışlarını bana çevirdi. Sonra Liam’a. Sonra tekrar Aren’e. “Onu getirdin.” Aren’in sesi çok netti. “Onu geri vermeyeceğim.” O an hava tamamen kırıldı. Babam yavaşça gülümsedi. “Bunu daha önce de söyledin.” Ve ekledi: “Ve yine kaybettin.” Aren’in çenesi sıkıldı. İlk kez. Gerçekten. Ve ben o an anladım. Bu sadece bir kaçış hikâyesi değildi. Bu, Aren’in yıllardır kaybettiği bir şeyi geri alma savaşıydı. Ve o şey… Ben olabilirdim. Aren’in çenesi hâlâ sıkkındı. Ben ise olduğum yerde donup kalmıştım. Çünkü babamın son cümlesi kulaklarımda yankıla…