3.bolum
Yazar: Sıla Dursun

Patlamanın etkisiyle arkamızdaki yol alevlere gömüldü. Araçların biri takla attı. Diğeri bariyerlere çarptı. Üçüncü araç ise yanan enkaza çarpıp durmak zorunda kaldı. Arabanın içini birkaç saniye boyunca sadece motor sesi doldurdu. Ben hâlâ elimdeki bombanın boş pimini sıkıyordum. Parmaklarım beyazlaşmıştı. Liam gözlerini yoldan ayırmadan konuştu. "Bir daha bana haber vermeden bomba atarsan seni arabadan atarım." Başımı koltuğa yasladım. "Ben de aynı şeyi düşünüyordum." Liam istemsizce güldü. Bu gece ilk kez. Ama gülümsemesi uzun sürmedi. Çünkü telefonum yeniden titredi. İkimiz de ekrana baktık. Bilinmeyen Numara: Güzel atış. Ama artık sizi gerçekten takip etmeye başladılar. Liam'ın kaşları çatıldı. "Bu herif sinirimi bozuyor." Mesaj devam etti. On dakika içinde köprüye ulaşın. Geç kalırsanız sizi bulurlar. Altında bir konum vardı. Liam tek eliyle direksiyonu tutarken diğer eliyle telefonu aldı. Haritaya baktı. Yüzü değişti. Ben bunu fark ettim. "Neyin var?" "Bu konum..." "Nesi var?" Liam birkaç saniye sustu. "Bu benim çocukluğumun geçtiği yer." Şaşkınlıkla ona baktım. "Ne?" "O köprünün altında eski bir güvenli ev vardı." "Güvenli ev mi?" "Evet." "Ve bunu bana şimdi mi söylüyorsun?" "Çünkü yıllardır kullanılmıyordu." İçimdeki huzursuzluk daha da büyüdü. Her şey birbirine bağlanıyor gibiydi. Ama hiçbir şey mantıklı değildi. Tam o sırada telefon yeniden titredi. Yeni bir fotoğraf gelmişti. Bu kez elim tereddüt etti. Açmak istemedim. Ama açtım. Ve nefesim kesildi. Fotoğrafta Liam vardı. On yedi yaşlarında. Yüzü daha gençti. Daha sertti. Yanında duran kişi ise... Benim babamdı. Aralarında yalnızca birkaç adım vardı. İkisi de kameraya bakıyordu. Ve fotoğrafın altında tek bir tarih yazıyordu. Sekiz yıl önce. Kanım çekildi. Ardından ikinci mesaj geldi. Liam sana her şeyi anlatmadı. Arabadaki sessizlik ağırlaştı. Ben ekrandan gözlerimi ayırmadan konuştum. "Liam." Cevap vermedi. "Liam." Bu kez sesi kısıktı. "Şimdi değil." "Bu fotoğraf ne?" Direksiyonu biraz daha sıkı tuttu. "Meyra" "Bu fotoğraf ne?" Çenesi kasıldı. Sonunda derin bir nefes verdi. “Bildiğin gibi ben babanın ajanı olarak yetiştirilmiyordum sana yaklaşmam emredilmisti yani başta görev yüzünden yakalamıştım ama sana yemin ederim ki o yüzden değildi ben hala bensem bu senin sayende sen benim kardeşim gibisin ve sayende o hayatı geride bıraktım ama Orası benim gibi proje olan çocukların yerlerinden birisi ama sana söylemedim çünkü eminim bunu öylece bir kenara bırakmazdin” Dünya bir anlığına durdu. Motor sesi... Rüzgâr... Her şey uzaklaştı. Sadece o cümle kaldı. Görev yüzünden "Bana yaklaşmak için mi gönderildin?" "Başlangıçta evet." Kalbime biri yumruk atmış gibi hissettim. Aslında ilk tanıştığımız zamanlarda bu ihtimali düşünmüştüm ama yine de bunca zaman sonra söylemesi kırıcıydı Liam bana bakamadı. "Fakat işler değişti." Gözlerimi ondan ayırdım. Pencereye döndüm. Çünkü bakarsam ne hissedeceğimi bilmiyordum. Öfke mi? İhanet mi? Yoksa yıllardır bildiğim Liam'ın yalan söylediğini bilmenin verdiği karmaşa mı? Tam o sırada... Telefon yeniden titredi. Bu kez tek bir cümle vardı. Tartışmayı sonra yaparsınız. Çünkü onlar sizi buldu. Liam'ın yüzü anında değişti. Dikiz aynasına baktı. Ben de döndüm. Ve midem düştü. Arkamızda dört siyah araç vardı. Ama bu kez farklıydılar. Farları kapalıydı. Sessiz ilerliyorlardı. Avcılar gibi. Liam küfür etti. "Bu kötü." "Diğerlerinden farkları ne?" Birkaç saniye cevap vermedi. Sonra yavaşça konuştu. "Çünkü bunlar babanın adamları değil." "Ne?" Liam'ın gözleri aynadaydı. "Keşke öyle olsaydı." Boğazım düğümlendi. "O zaman bunlar kim?" Telefonum aynı anda yeniden titredi. Ve bilinmeyen numaradan gelen cevap ekranda belirdi. Onlar benim peşimde. Ardından ikinci mesaj geldi. Ve artık sizin de. Telefon ekranına baktım. Onlar benim peşimde. Kaşlarım çatıldı. Bir sonraki mesaj geldi. Ve artık sizin de. "Bu ne demek?" diye sordum. Liam'ın bakışları dikiz aynasına kaydı. "Hiç hoşuma gitmedi." "Bu zaten fark ettiğim bir şey." "Hayır, ciddiyim." Arkamızdaki…