bilge canıkuzu'nun arkada kalan takım elbisesi

bilge canıkuzu'nun arkada kalan takım elbisesi

Yazar:

bilge canıkuzu'nun arkada kalan takım elbisesi - bizâr kitap kapağı
bilge canıkuzu'nun arkada kalan takım elbisesi kitap kapağı

Buraki ile Beriki Öyküleri (okuma sırası yoktur ama sırayla gidilmesi tavsiye edilir) 1 • Bilge Canıkuzu'nun Arkada Kalan Takım Elbisesi 2•Necla Köksüz'ün Kıpırtısız Tüylü Yaprakları • Bilge Canıkuzu'nun takım elbisesi koltukta oturmaktaydı . Kırk altı beden olan takım, tekli sarı koltuğu neredeyse tamamen kaplıyor; ayakkabılar, çoraplar yanlara sarkmış halde hemen ucunda duruyordu. Annesi elbiseleri yine boş bulunca derin bir iç çekmiş ama kollarını ve yakasını düzeltmek harici hiç ellemeden yerdeki gazeteyi kaldırarak koltuğun hemen yanındaki dantel örtülü sehpaya bırakmış, önünde durduğu sürmeli pencereyi kaldırmış, solundaki kocaman babamın çiçeği dedikleri, daha sonrasında kısaca babam diye hitap ettikleri, esasında adını unuttukları bitkiyi sulayarak mutfağa geçmişti. Kızı geri geldiğinde yemeği hazır bulsundu. Bilge Canıkuzu bir doksan boyunda, görece daha iri bir kadındı ve herkes bir altmış olan annesinden nasıl oldu da çıktı, hiç akıl erdiremiyordu. Babası mı uzundu acaba diyorlardı çünkü adamı hiç görmemişlerdi: ne anne, karnı burnunda haliyle bu eve ilk taşındığında, ne doğuma giderken, ne de bebek ile eve geldiğinde. Oysa bir sürü eş dost ile donatılmıştı kadın. Bilge beş yaşındayken bir kez sormuştu babasını, onda da bir cevap arar gibi değil, dahası cevabı çoktan bilir gibiydi. "Babam nerede?" demişti salonda, yerdeyken. Annesi, şimdi yetişkin Bilge'nin boş takımının oturduğu koltukta örgü örüyordu. Başını kaldırmadan "Gitti," diye yanıtlamıştı. Bilge bakışlarını köşedeki bitkiye çevirmişti o vakit. "Tamam." tek yanıtı olmuştu. Babasının köşedeki bitkiye dönüştüğünden emin bir halde yaşamına devam etmişti. Bilge koltuğunda oturur, günün haberlerini okurken babası yapraklarını hareket ettirirdi. Annesi rüzgârdandır diyordu, Bilge haberlere tepki verdiğini iddia ediyordu çünkü babalar haberlere tepki verirler, öyle değil mi? Şimdi Bilge Canıkuzu, kıyafetlerini arkasında bırakmış halde evrenin içinde yürürken zaman ve mekân onun için boyut değiştirmişti. Herkesten daha hızlıydı mesela, yürümesine gerek kalmadan düşündüğü yerde belirebiliyordu; görünürde bir bedeni de olmadığından duvarlardan geçebiliyor, yüksek binalardan bir anda kendisini bırakabiliyordu. İsterse saatler sonrasına geçebilirken yeri geldi mi etrafını olabildiğince ağırlaştırıyordu ki vakit ilerlemesin. Zamanı durdurmaya en yakın hissettiği an bu kadardı maalesef. Şimdi meydandaydı. Hava kararmak üzereyken ve bank dayıları evlerine dağılmak için ayaklanmışken arkada kalan güvercinler sabahtan beri gagalarını attıkları her yerde buldukları yemlerden doymuş olacaklar ki dağıladursun, Bilge bir bulut yığınını andıran banka kuruldu. Beriki tarafın banklarına oturamazlardı çünkü burası buraki taraf idi. Kulağa ne kadar saçma geldiğini bilmesine rağmen bir misket olarak bu tarafta yuvarlanan Ekrem'in, düşünmeden kullanıp durmasından ötürü her birinin diline yapışmıştı bir kere. Burası buraki, orası berikiydi. Ne kadar da basit, değil mi? Bunda anlamayacak ne var yahu! Ekrem de misketti, Necla teyze evinin balkonunda bir çiçekti, küçük Filiz bir bisiklet olarak sokaklarda dolanıyordu. Hiç! Diğerlerini beklediğini söylüyordu kendine ama aslında kimseyi beklediği yoktu çünkü burada beklemek de yoktu. Herkes kendi halinde idi esasında ama bir kez yolları kesiştiğinden, ayıp olmasın diye selam veriyor, biri durduğunda öteki de duruyor ve sonra diğeri de onlara katılıyor derken ufak adımlarla bir Bilge'nin bankının etrafında toplanmış bir kalabalık halini alıyorlardı. Pek hararetli durmalarına bakmayın, iki kelam zor çıkıyordu ağızlarından zira her biri içe kapanık insanlardı. Zaten öyle olmasaydı ne işleri vardı buraki tarafta! Bakın şu ötede elleri üzerinde yürüyerek gelen Bengü. Hiç normal yürürken görmediler onu. Bilge'yi görünce yüzü gülüyor, herhalde tabii, uzun siyah saçları tüm suratını kapattığından söylemek zor. "İyi akşamlar Bilge abla, iyisindir umarım?" "İyiyim." Sonra gidiyor Bengü çünkü söylenecek daha fazla ne var ki? Bunun bir saati yoktu. He…

Bölümün tamamını WritePad'de oku