9. Bölüm (final.)
Yazar: Betül

Laboratuvarda işi bitince otopsiye doğru yol aldı Rüzgar. Bugün bu iş ya bitecekti, ya da bitecekti. Başka bir yolu yoktu. Belki de senelerdir aşık olduğu kadına ilk defa ciddi bir şekilde bir teklif yapacaktı. Zamanında şakayla başlayan bu iş Rüzgarın gönlüne vuralı çok olmuştu. Cemre'nin yanına vardığında, Cemre'nin onu farketmesini bekledi. Cemre onu farkettiginde hemen sordu, "Senin ne işin var burda ?" Dedi eldivenlerini çıkartıp maskesini indirirken. "Önemli bir şey söylemeye geldim." Dedi Rüzgar tüm heyecanıyla. "Ne oldu ? Çatlatmasana insanı ? Yoksa Eflal ve Göksel'in suçsuz olduğu kanıtlanmış mı?" "Of! Küfür edeceğim için özür dilerim ama sikerim şimdi görevi ! Beni bir dinle kadın !" Onun ciddiyetini anlayan Cemre sakince ceylan gözleriyle onu dinlemeye başladı. Rüzgar'ın Cemre'nin gözlerinde iki dakikalığına da dikkati dağılsa da kendini topladı hemen. Sakince konuşmaya devam etti, "Ben senden hoşlanıyorum, ama böyle iki günlük hoşlanma değil bu. Deliriyorum geceleri seni düşünmekten. Aklım allak bullak. Her gece fotoğrafına bakarak uyuyorum. Aklımı kaybetmiş gibiyim, Cemre. Yaşayamıyorum sensiz. " Bir o kadar emindi Cemre'nin onu reddetmeyeceğine. Çünkü bilirdi o Cemreyi. Tanırdı. Severdi. Sakince gözleri dolarken kahvelerini Rüzgarın kahvelerine değdirdi Cemre. Üzerinde çok büyük bir yük vardı ve o yükü söylemek Rüzgar'ı bitirecekti. Söylemeliydi, çünkü Rüzgarın hayatına daha hep yeni insanlar girecekti, "Babam, 2 gün önce beni bir iş adamı ile nişanlandırdı Rüzgar. Ben nişanlıyım artık. Özür dilerim. Ama merak edersen nişanlanıp duygularıma sahip çıkmayı öğrenmeden önce sana karşı hislerim vardı. Özür dilerim tekrardan. Umarım hayatında daha güzel insanlar yer alır. " Dedi gözlerinden yaşlar istemsizce akarken. Kendi isteğiyle nişanlanmamıştı belki ama dün akşam babası onu döverken iyice öğrenmişti, istemediğin biri bile olsa nişanlısı varsa ona sadık kalması gerektiğini. Derin bir nefes aldı, " Başka bir zaman geç kalmamış olman dileğiyle..." Diye fısıldayarak uzaklaştı oradan. Ağlayacaktı. Evet ağlayacaktı. Çünkü o kendini rüzgara bırakmayı hiç öğrenememişti. Olduğu yerde kala kalmıştı Rüzgar. Çünkü emindi sevdiği tek kadının onu reddetmeyeceğinden. Gözünden bir damla yaş aktı. Babası annesini öldürürken bile göz yaşı dökmeyen Rüzgar, sevdiği kadın onu reddetmek zorunda kaldığı için göz yaşı dökmüştü. Babası cinayetten içeri girdiğinde dökmediği göz yaşlarını şimdi ,Cemre için döküyordu. Yaman olanları uzaktan görmüştü. Rüzgar'ın yanına gitti sakince ve tek kelime etmeden sarıldı. Sadece sarıldı. Acısına ortak oldu Rüzgar'ın. Yıllarca içine attığı her şey için ağladı Rüzgar. En çok da Cemre için ağladı. Erken davranamadığı için. Geç kaldığı için. Evet, Rüzgar sadece 1 gün geç kalmıştı. Bazen 1 gün bile olsa geç kalmışlık, geç kalmışlıktır. Zaman tekrarlanırdı ama geriye alınamazdı. Geriye her zamanki gibi tek bir cümle söylemek kalmıştı, Başka bir evrende, en güzel halinizle. *** Atlas'ın sağlığı son olaylardan sonra pek iyi değildi. Mutsuzluk, umutsuzluk ve çaresizlik gibi duygular onu hep hasta yapardı. Buna rağmen Ebrar'ın yanına gitti. Evde bulamadığı şifayı Ebrarda aradı. Pastaneye girdiğinde Ebrar ona baktı eli, yüzü, kıyafeti hep pasta kreması olmuştu. Onu bu halde görünce kıkırdadı Atlas, hoşuna gitmişti. "Merhaba." Dedi Atlas tezgaha yaklaşırken. Kollarını tezgaha yaslayıp onu izlemeye başladı. Ebrar ise şaşkın şaşkın ona bakıyordu, "Merhaba. Ne için gelmiştin?" "Hiç öylesine ." Derken öksürük tutmuştu anında. Bunu duyan Ebrar'ın kaşları çatılmıştı, "hasta mısın sen ?" "Hayır." Ebrar elini Atlas'ın alnına atıp ateşine baktı. Kaşları daha da çok çatıldı. "Yanıyorsun sen Atlas!" "Aşkımdandır." "Şakanın sırası değil cidden ateşin var!" Atlas başını tezgaha yasladığında bıkkınlıkla iç çekti. Ebrar ise rastgele bir bezi soğuk suyla ıslatmıştı bile. Atlas'ın yanına geri döndüğünde onun başını kaldırdı ve ıslak bezi alnında tutmaya başladı. Sonra boynunda, tekrar alnında ve tekrar boynunda. Bez sıcakladıkça…