4. Bölüm
Yazar: Betül

"Eflal..." "Hı?" "Ne olursa olsun yanımda olmaya devam et olur mu ? Beni hiç bırakma olur mu? Yalnız kalmak istemiyorum." "İstesende istemesende yanındayım zaten benimle sıkışıp kaldın tatlım." Dediğinde kahkahamı gizleyememiştim. O da bana katılıp gülmeye başlarken dikkatimi çeken tek şey ise Özgür'ün gözünü bile kırpmadan beni izlemesiydi. (Yazardan: bunu çok yakın bir zamanda hiç olmaması gereken biriyle yaşadım o yüzden eklemek istedim tek fark ben Gümüşhane kızları söyleyip oynarken o beni izliyordu -rezillik-🥀) Atlas içeri girdiğinde arkasından Ecren, Yaman, Cemre ve Rüzgar peşi sıra bibirlerini takip ettiler. Kurduğumuz masaya yerleştiklerinde beklediğimiz tek kişi Ebrar idi. Ecren rastgele bir yere oturacakken Yaman'ın onu kolundan tutup yanına oturtması gözümden kaçmamıştı. Yaman hiç bir şey yapmamış gibi yanında oturan Alp ile sohbet etmeye devam etti. Ecren ise tabii ki şaşkınlığını üzerinden atamamıştı. Cemre ve Rüzgar da kenarda içecekleri hazırlamaya başlamışlardı. Kendilerini dışında herkes onların birbirine aşık olduğunu biliyordu. Onlar Ecren ve Yaman ile birlikte labaratuvarda birlikte çalışıyorlardı. E haliyle çok görüşüyorduk. "Ben bir Ebrar'a bakayım." Diyerek yerimden kalktım. Kapıdan çıkarak dışarı doğru ilerledim. Saat gece yarısını gösteriyordu ve biz karakolda oturmuş sofra kuruyorduk. Sanırsın Halil İbrahim sofrası. İlerlemeye devam ederken her koridor sanki daha da karanlıklaşıyor gibiydi. Tedirgin hissetmekten kendimi alamamıştım. Yavaş yavaş ilerlemeye devam ederken bir fısıltı sesi elimin silahına gitmesine neden oldu. "Hâlâ katili uzaklarda mı arıyorsun Gökyüzünün Kızı? Sence de çok aptallaşmadın mı? " Hızla arkama baktım. Elime silahımı alarak yarı telaş yarı temkinli bir ifadeyle etrafı hızlı bir şekilde gözlerimle etrafı aramaya başladım. "Katil en yakınında. Belki de katiller demeliyim. Bu karakolda kimseye güvenemezsin Gökyüzünün Kızı." Kendimi dışarı atarak etrafımda Ebrar'ı aramaya başladım. Ama Ebrar' ı göremeden sağ taraftaki yoldan bir adamın elinde bıçakla bana doğru geldiğini gördüm. Elimdeki silahla uyarı anlamında adamın bacağına sıktım ama faydasızdı hızını hiç azaltmadan bana geliyordu. Başka imkânım olmadığını anlayarak metro tarafına doğru koşmaya başladım. Adam duracak gibi değildi hızlı düşünmem gerekiyordu. Bozuk metro merdivenlerinden kayarak aşağı indim.(yazardan: merdivenlerden kaymayı denemediyseniz kayın çok zevkli😝) Metroda kimse yoktu. Şansıma kapılar açılmış yolculuk yapmak için hazırdı metrolar, ama karanlık gereksiz yere ürkütücüydü. Adamı atlattığımı düşünerek yavaş yavaş yürümeye başladım. Tam arkamda bir şey hissetmiştim ki biri kolumu tutarak beni metroya çekti. İkimizde kapını karşısındaki duvardan kalkmaya çalışacaktır ki metronun kapılarının kapanma zili çaldığında bıçaklı adamın bize doğru geldiğini gördüm. Başımı bir anlık korku ve refleksle beni metroya doğru çeken kişinin göğsüne yaslayıp gözlerimi kapattım ama açık olan gözümden de adamın bize doğru gelmesjni izliyordum. Beni metroya çeken kişi beni korumak istermiş gibi kolunu başımın üstünde sarılarak tuttu. Ve o an her yerimize kan sıçradı. Bıçaklı adamın kafası metro kapasinda sıkışarak kopmuştu ve tüm kan üzerimize gelmişti. Adamın kellesi ise bir diğer tarafa yuvarlanmıştı. "Sakin ol, ben buradayım." dedi Özgür kollarını bana sarmaya devam ederek. Beni metroya çeken Özgür'dü. Beni kurtaran Özgür'dü. Ve yine beni koruyan Özgür'dü ama yapmak istediğim tek şey onun göğsünde ağlamaya devam etmekti. Göz yaşlarım az önce gördüğümüz şeyler yüzünden onun gömleğini ıslatmaya başlamıştı. Fakat bu onun umrunda değil gibiydi. Ağlamam bitene kadar bekledi. Bakışları benim baktığım yerdeydi. Adamın kopan kafasında. Son durağa kadar dayanamayıp uykuya daldım... **** Özgür Göksel'i kucağına alarak metrodan dışarı çıkardı. Yürüyerek onu karakoka kadar taşıdı diğerleri çoktan başlamış olmalıydı. İçeri girdiğinde hemen hemen herkesin uykuda olduğunu görünce Göksel ile birlikte kanepeye yerleşti Özgür. Daha doğrus…