GİRİŞ
Yazar: Birincitanesiyim

Nasılsınız canlarrrrrrrrrr💙 “Hayat bir nefestir, aldığın kadar Hayat bir kafestir, kaldığın kadar. Hayat bir hevestir, daldığın kadar.” HZ. MEVLANA İSTANBUL -2003- 07.03.2003 Minik yeşil ile kahvenin karışık olduğu ela gözleri abisinin üzerinde gezindi. Çok çalışıyordu, hukuk fakültesini kazanmıştı. Hayallerinde bir savcı olmak vardı. Dürüst, doğru yolda ilerleyen, başarılı bir savcı. “Mini mini bir kuş varmış bak elime konmuş” Gözlerini okuduğu kitaptan kaldırıp etrafta neşe saçan, şarkı söylemeye çalışıp ama doğrusunu bir türlü söyleyemeyen kardeşine baktı. “pır pır ederken uçmuş bir anda” Minik kız abisinin ona baktığını görünce şarkı söylemeyi bırakıp odağını başka şeylere çevirdi. Abisine. Çok seviyordu abisini, bazen korktuğu anlarda koruyucu bir melek bazen zor anlarda süper bir kahraman oluyordu ona göre. Ama altı yaşındaki bir kız ne zorluğu bilebilidiki. Burçe koltukta kitap okuyan abisine yönelerek ona doğru koştu. Bir anda kucağına atlamasıyla etrafa yayılan sevinç çığlığı bir oldu. "Benim beyaz çiceğim ne söylüyormuş" Teni bembeyaz olduğu için abisi ona hep beyaz çiceğim derdi, ya da o öyle düşünüyordu. "Ben neden beyaz çiçeğim? Ben beyaz çiceksem sende siyah çiçeksin" dedi heyecanla. Abisi küçük kızın burnunu iki eliyle sıkıştırmasıyla küçük kız ağzından acıdığını söylediği ifadeler mırıldandı. Kıyamazdı ki o kardeşine, minicik bedeni vardı. En ufak darbede moraran beyaz teni up uzun kalçalarına uzanan kahverengi saçları, belki bu güne kadar gördüğü en güzel ela gözleri. Her şeyiyle çok güzeldi minik kelebeği. Dayanamadı, ellerini minik düz burnundan çekip öptü. "Beyaz çiçek neden diyorum biliyor musun? Beyaz Zambakları anımsatıyor sana bakınca" Konuşmasıyla pür dikkat izleyen kıza baktı "bir o kadar zehirli olsalarda bir o kadar da güzeller çünkü. Saflar , temizler, asiller, zarif ve narinler" "Ben gibi güzeller yaniiii" Küçük kızın bu söylemine karşılık gülmeden edemedi Altay. "Hemde ne güzellik. Sen benim en güzel saf temiz meleğimsin, bu yüzden beyaz çiçeğimsin" Abisinin bu söylemlerine karşılık anında kızarmıştı minik kız. “yaaaa abiiiii” Güldü Altay, gözleri kısıldı yanağında minik bir gamze çıktı. Tam o sırada yan taraftaki sehbada duran telefonundan bildirim sesi yankılandı odada. Minik kız aldırış etmeden hâlâ abisinin kucağında ona soru sormaya devam ediyordu, fakat Altay mesajı açıp çoktan okumaya başlamıştı. Yine bir tehdit mesajıydı. Sinirle burnnundan soludu, Burçe’nin bir fotoğrafını atmıştı. Aklı sıra tehdit ediyordu onu kardeşiyle. Telefonu kapayıp onunla konuşan, daha doğrusu kendi kendine konuşan kardeşine döndü “Burçem, sen bebeklerinle oyna olurmu güzelim. Benim ufak bir işim çıktı hemen onu halletmem lazım” Duydukları karşısında dudaklarını büzdü burçe, istemiyordu abisinin gitmesini. “Peki” Yavaşça abisinin kucağından indi küçük kız, tam arkasını dönüp gidiyorduki aklına gelen şeyle hemen geri abisine çevirdi yönünü. “gelirken o beyaz çiçeklerden alır mısın abi? Merak ettim nasıllar” Abisi küçük kız kardeşinin bu isteğini kırmadı. “alırım canımın içi, sen yeterki iste” Ama bilmiyordu bu onu son görüşü olduğunu. Abisinden son kez bir şey istediğini bilmiyordu. Bilseydi eğer gitmesine izin verir miydi. O da bilmiyordu küçük kız kardeşini son kez sarılıp öptüğünü. Bilmiyordu kimsesiz bıraktığını. Bilseydi eğer gider miydi. Burçe giden abisinin arkasından oflamadan edemedi. Zaten İstanbul’da okumuyordu, tatillerde anca görebiliyordu abisini. İki yıldır bu düzen devam ediyordu. Annesi, babası ve babaannesi. Abisi olmayınca onlarla oynuyordu. Babaannesi sevgisini belli etmezdi ama pek severdi onu. Babasının biricik kızıydı, kıyamazdı babası ona. Tek göz yaşına neler yapmazdı. İstediğini yapardı hep, ailesi mutlu ve huzurlu olsun diye çabalardı. Annesi… Annesi… Bu kelime bir çok şey ifade ediyor değil mi. Güven, mutuluk, şevkat, merhamet, sevilme, huzur… Annesi her şeye bedeldi minik kızın. Korktuğu anlarda abisi yoksa annesi vardı, canı yandığında yaralandığında annesi vardı. Sarardı minik kızı…