📜 BÖLÜM 8: KÜLLERİN ARTIKLARI VE AMELİYATHANE KOD
Yazar: zeynep ay

Gündüzün ilk ışıkları Şehir Hastanesi’nin cam panellerini aydınlatırken, acil servisteki o tanıdık insan gürültüsü zihni dinlendiren bir fon müziği gibiydi. Gündüz vardiyası doktorları önlüklerini ilikliyor, gece nöbetinden çıkan hemşireler dosyaları teslim ediyordu. Kerem, doktor odasındaki lavaboda ellerini köpükle yıkadı. Yansımadaki adam yine o kusursuz, fedakar, genç ve hırslı Op. Dr. Kerem Korhan’dı. Şakaklarındaki yorgunluk izleri, gecenin karanlığında akan kandan ve patlayan metan gazının alevlerinden tamamen arınmıştı. Ancak Kerem’in keskin duyuları, şehirde bir şeylerin henüz bitmediğini söylüyordu. Boran ölmüştü; klan liderinin külleri eski tabakhanenin harabeleri arasında rüzgara karışmıştı. Fakat bir klan sadece liderinden ibaret değildi. Başsız kalan bir sürü, kontrolsüz bir canavardan daha tehlikeliydi. Tam o sırada doktor odasının kapısı vurulmadan açıldı. İçeri giren kişi, Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hikmet Bey’di. Yaşlı adamın elindeki tıbbi tablet titriyor, yüzündeki solgunluk doktor önlüğünün beyazlığıyla yarışıyordu. "Kerem... Hemen Ameliyathane 4'e geçmen lazım," dedi Hikmet Bey, sesi panik içindeydi. "Çok garip, çok acil bir vaka geldi. Başhekimlik doğrudan senin girmemeni istedi." Kerem havluyu kenara bıraktı. "Sorun nedir Hikmet Hocam? Trafik kazası mı?" "Keşke öyle olsaydı," dedi yaşlı profesör yutkunarak. "İl Emniyet Müdürü’nün makam aracı sürüklenmiş. Araçta Özel Harekat’tan iki polis ve ağır yaralı bir şahıs var. Ama hasta... Hasta insana benzemiyor Kerem. Göğsü yarılmış ama akan kan simsiyah. Nabzı yok ama adam bağırıyor! Nörolojik bir kriz mi, biyolojik bir terör saldırısı mı anlamadık. Cerrahların hepsi korkudan odaya giremiyor!" Kerem’in gözlerinde soğuk bir kibir parıldadı. Siyah kan... Sokak klanının artıkları saklanmak yerine, doğrudan devlete ve polise saldırmıştı. Liderleri öldüğü için paniklemişler ve kontrolü tamamen kaybetmişlerdi. "Sakin olun hocam," dedi Kerem, sesine o büyüleyici, telkin edici tonu yükleyerek. "Siz acil servisi boşaltın. O vakayı bizzat ben devralıyorum. Ameliyathane 4’ün tüm kapılarını kilitleyin, içeriye benden ve sterilize ettiğim iki hemşireden başkası girmeyecek." "Ama Kerem... Polisler dışarıda nöbet tutuyor!" "Onlarla ben konuşurum," dedi Kerem. "Şimdi gidin." Ameliyathane katı steril dezenfektan kokusuyla kaplıydı. Otomatik kapıların üzerindeki kırmızı "AMELİYAT DEVAM EDİYOR" ışığı yanıyordu. Kerem, yeşil cerrahi önlüğünü giydi, maskesini taktı ve steril latex eldivenlerini parmaklarına geçirdi. Ameliyathane 4’ün kapısından içeri adım attı. Paslanmaz çelik ameliyat masasının üzerinde, deri kayışlarla sıkı sıkıya bağlanmış bir yaratık yatıyordu. Bu, Boran’ın klanına mensup, yarı dönüşmüş bir sokak vampiriydi. Göğsündeki kurşun yaralarından siyah katran sızıyor, yeşil ameliyat örtülerini yakıp eritiyordu. Yaratık, ağzındaki devasa sivri dişleriyle kayışları ısırmaya çalışıyor, gırtlağından insanüstü bir hırıltı çıkarıyordu. Masayı çevreleyen hayati gösterge monitörleri çıldırmış gibi ötüyordu: Nabız: 0. Tansiyon: 0/0. Beyin dalgası: Anormal yüksek. Odanın köşesinde, eli belindeki silahında bekleyen birini gördü. Komiser Tayfun. Üzerindeki deri ceket hâlâ sabahki patlamanın is kokusunu taşıyordu. Yüzündeki hafif yanık izlerine taze pansuman yapılmıştı. "Demek randevumuza erken geldin Doktor," dedi Tayfun, maskesinin altından Kerem’e bakarak. "Bu pislik morgdan kaçanlardan biri. Emniyet Müdürü’nün konvoyuna saldırdı. Şehri birbirine katıyorlar." Kerem masaya yaklaştı. Yerdeki tepsiden neşterini aldı. "Onları serbest bırakan sensin Komiser," dedi Kerem, ameliyat lambasını yaratığın yüzüne doğrultarak. Dev ışık yaratığın siyah gözlerini yaktı; mahluk acıyla çığlık attı. "Boran’ı vurmasaydın, bu artıkları ben çoktan temizlemiş olurdum." "Boran bir kuklaydı Korhan!" dedi Tayfun bir adım öne çıkarak. Sesi maskenin arkasından boğuk ama son derece ciddi geliyordu. "Tabakhanedeki o siyah kanı inceledim. O zehir bu şehirde üretilmiyor. Birileri bu sokak vampi…