BEYAZ ÖNLÜK, SİYAH KAN

📜 BÖLÜM 7: BİR AVCININ GÖLGESİ

Yazar:

BEYAZ ÖNLÜK, SİYAH KAN - zeynep ay kitap kapağı
BEYAZ ÖNLÜK, SİYAH KAN kitap kapağı

Tünelin nemli, çürümüş havası üzerindeki duman kokusu, havadaki gümüş yanığıyla birleştiğinde geniz yırtan bir keskinliğe büründü. Pompalı tüfeğin dumanı tüten namlusu, merdivenlerin en üst basamağında dikilen Komiser Tayfun’un elinde sabit duruyordu. Tayfun’un üzerindeki deri ceketin yakası hafifçe aralanmış, göğsündeki ince gümüş zincire takılı garip bir mühür –geometrik çizgilerle bezenmiş kadim bir avcı sembolü– loş ışıkta parıldıyordu. Bakışlarında ne bir insan korkusu vardı ne de tecrübesiz bir polisin tereddüdü. Boran, omzundaki devasa deliği tutarak geriye doğru sendeleyip kükredi. Delikten fışkıran siyah, katranımsı kan, gümüş merminin temasıyla cildini cızırdatarak yakıyor, yaradan morumsu dumanlar yükseliyordu. "Hain köpek..." diye hırladı Boran, kapkaranlık gözlerini Tayfun’a dikerek. "Bizimle yaptığın anlaşmayı bozuyorsun!" Tayfun alaycı bir şekilde hafifçe güldü. Tüfeğin mekanizmasını sert bir hareketle geri çekip yeni bir gümüş kovanı hazneye sürdü. Çık-çat. "Ben sizinle anlaşma yapmadım Boran," dedi Tayfun, adımlarını merdivenlerden aşağı yavaşça atarken. "Ben sadece bu şehrin sokaklarını temizlemek için çöplerin birbirini yemesini bekledim. Ama sen ve senin o lağım farelerin çizgiyi aştınız. Hastaneye, polise ve şehre fazla bulaştınız." Kerem, yerdeki hafif esnek duruşunu bozmadan yavaşça ayağa kalktı. Siyah paltosunun tozunu tek bir parmak hareketiyle silkeledi. Gözlerindeki o parlak kırmızı hareler hâlâ sönmemişti ama zihni bir satranç ustası gibi soğukkanlılıkla olasılıkları hesaplıyordu. Tayfun bir insan değildi. Bedeninde bir gram bile vampir geni taşımıyordu ama sıradan bir ölümlü de olamazdı. Kaslarındaki o yüksek yoğunluk, gümüşe karşı geliştirdiği bağışıklık ve en önemlisi... Bir vampirin hareket hızını gözleriyle takip edebilecek kadar eğitilmiş reflekse sahipti. O, kadim Avcı Loncası'nın bu şehre atanmış son celladıydı. "Demek oyunu üç kişilik oynuyorduk Komiser," dedi Kerem. Sesi tünelin taş duvarlarında pürüzsüz bir tonla yankılandı. "Boran’ın adli tıp raporlarıyla beni tehdit etmesine göz yumdun, çünkü benim buraya gelip bu lağımı tek başıma temizlememi bekledin." Tayfun tüfeğin namlusunu iki adımlık mesafeden Kerem’in göğsüne doğrulttu. "Sen zeki bir adamsın Korhan," dedi Tayfun. "Ya da zeki bir yaratık mı demeliyim? 180 yıldır bu şehirde bir doktor önlüğünün arkasına saklanıp insanları hissettirmeden emiyorsun. Kusursuz bir sistem kurmuşsun. Seni takdir etmiyor değilim. Ama benim gözümde, sokakta insan boğazlayan bu mahlukla senin aranda hiçbir fark yok. İkiniz de bu şehrin parazitlerisiniz." Boran bu sırada omzundaki zehirli yanmayı bastırmaya çalışarak sinsi bir hamle yaptı. Sol tarafındaki paslı kimyasal tankının arkasına doğru sıçrayıp karanlığa gömülmeye çalıştı. PAT! Tayfun başını bile çevirmeden tüfeği o tarafa doğru ateşledi. Gümüş mermi tankın sacını delip geçti ve arkasındaki Boran’ın bacağını parçaladı. Boran acı dolu bir çığlıkla yere kapaklandı. "Kıpırdama dedim Boran," dedi Tayfun soğukkanlılıkla. "Sıranı bekle." Kerem bu anlık dikkat dağılmasını kaçırmadı. Bir saliseden daha kısa bir sürede, tayfun’un tüfeği tutan eline doğru bir gölge gibi fırladı. Kerem’in hızı bir insanın gözünün algılayabileceğinin çok ötesindeydi. Ancak Tayfun da sıradan biri değildi. Kerem’in hamlesini önceden öngörmüşçesine sol elindeki özel yapım gümüş muştayı fırlatarak Kerem’in göğsüne sert bir darbe indirdi! ÇATM! Gümüşün Kerem’in bedenine temasıyla birlikte, paltosunun altındaki eti bir an için cızırdayarak yandı. Kerem geriye doğru bir adım atmak zorunda kaldı ama darbenin şiddetiyle Tayfun’un tüfeği elinden kayıp yere düştü ve paslı beton zeminde kayarak karanlığa gitti. İki avcı, eski tabakhanenin ortasında silahsız ama ölümcül bir biçimde karşı karşıya kaldı. "Güçlüsün Doktor," dedi Tayfun, elindeki gümüş muştayı sıkarak. "Ama gümüşün tadı her zaman aynıdır." "Siz avcılar hep aynı hatayı yaparsınız," dedi Kerem, gözleri tamamen kan kırmızıya dönerek. "Bizi sadece etten ve dişten ibaret sanırsınız…

Bölümün tamamını WritePad'de oku